menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nesim Ovadya İzrail’le tiyatro tarihimize ön yargısız bir bakış: Tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasi tarih birbirine ışık tutar

18 1
03.01.2026

Diğer

03 Ocak 2026

Simon ve Mari piyesinde Mınakyan elinde silahı ile sol ortada

Benim tiyatroyla tanışmam 1960’lı yıllarda Beyoğlu Elhamra Sineması’ndaki İstanbul Tiyatrosu’yla olmuştur. Dedem ve anneannem, Toto Karaca’lı, Celal Sururi’li, Ali Sururi’li, Muzaffer Hepgüler’li, Alev Sururi’li, Asuman Arsan’lı, İlhan Daner’li, Selim Naşit Özcan’lı İstanbul Tiyatrosu’nun komedi ve vodvillerini çok severler, beni de götürürlerdi. Zamanla, Asaf Çiyiltepe’nin kurduğu Arena Tiyatrosu’nda Genco Erkal’ın oynadığı “Aslan Asker Şvayk”la tanıştım. Çok geçmeden kendimi tiyatromuzun doruklarından biri olan Ankara Sanat Tiyatrosu’nun müdavimleri arasında buldum. Ardından Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu, Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular’ı…

Nesim Ovadya İzrail’in Osmanlı ve Türkiye tiyatrosundaki Ermeni sanatçılar üstüne titiz ve özenli bir uğraş vererek hazırladığı kitaplar ise beni yetişemediğim bir döneme, yetişemediğim ama tiyatromuzun temel taşlarının döşendiği bir döneme götürdü: Osmanlı ve Türkiye Tiyatrosunda Şahinyanlar (bgst Yayınları), Düşler Sahnesinde: Rejisör Aşod Madatyan ve Kozmopolitizmden Milliyetçiliğe Türkiye’de Tiyatro 1902-1962 (Aras Yayıncılık) ve Tanzimat, İstibdat ve Meşrutiyet Tiyatrosunda Mardiros Mınakyan (Kor Kitap).

Kuşkusuz, bunlara Nesim Ovadya’nın, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin arşivinden günümüze taşıdığı Aşad Madatyan’ın Sahnemizin Değerleri (Aras Yayıncılık) kitabını da eklemek gerekiyor.

“Kitabın yazarı Aşod Madatyan’ın adının kitapta neden A. Madat şeklinde geçtiğinin nedenini çözmek benim için zor değildi,” diyor Nesim Ovadya. “Ülkemizde yaşayan gayrimüslim vatandaşların pek çoğunda var olan, kimliğini toplumun gözlerinden kaçırma, gizleme, göz batmama isteği, çok iyi tanıdığım bir şeydi (…) A. Madat’ı Aşod Madatyan yaparak özgürleştirmeye karar verdim.”

Sahnemizin Değerleri’ni önemli kılan, Osmanlı-Türkiye tiyatro tarihinin Ahmet Fehim, Bedia Muvahhit, Cahide Sonku, Mardiros Mınakyan, Naşit Özcan, Halide Pişkin gibi benzersiz oyuncularıyla ilgili birinci ağızdan tanıklıklar ve incelemelerden oluşması.

* * *

Bütün bu kitapları, onca yıl büyük bir uğraş vererek hazırlayan Nesim Ovadya İzrail’e sordum, o da sağ olsun yanıtladı:

-Şahinyanlar”, “Madatyan” ve “Mınakyan” kitaplarınız, Osmanlı ve Türkiye Ermeni tiyatro tarihine ışık tutuyor, bu tarihin pek çok bilinmeyen yanını aydınlığa çıkarıyor. Ama bu kitapların tiyatro tarihiyle sınırlı kalmadığı, ele alınan dönemlerin toplumsal ve siyasal ortamına da ışık tuttuğu söylenebilir mi?

Ortaoyunu ve Tuluat’ın Osmanlı toplumunda geçmişi olan Geleneksel Sahne Sanatları olduğunu tespit ettikten sonra, Batı tarzında sahne sanatlarının on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Osmanlı başkenti İstanbul’a Avrupa ülkelerinden ithal olarak geldiğini söyleyebiliriz. Yüzyılın neredeyse tam ortasında Osmanlı vatandaşları tarafından tiyatronun ilk adımları atılmaya başladı. Bu yıllardan başlayarak tiyatro sahnesi, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinde toplumu şekillendirmede en önemli etkileyici olarak görev yaptı. Bilgi iletişim araçlarından yoksun olan, okuma ve yazmanın oldukça geri olduğu toplumda, basının ve basımın, eğitim kurumlarının yetersiz olması nedeniyle, halkı bilgilendirmede en hızlı olanaklara sahip olan tiyatronun başat bir yeri oldu. Tiyatronun kapılarını açmak veya kapatmak, kapıyı aralık veya kontrol altında tutmak, toplumu yönlendirmeye hizmet ediyordu. Böylece tiyatronun tarihi ile toplumsal ve siyasal ortamın tarihinin birbirine ışık tuttuğu görülür.

- Tiyatromuzdaki bu ilk gelişmeler Batı etkisiyle mi oldu?

Aydınlanma kültürüyle öncülüğünü ispatlamış Avrupa’nın ışığı ile gözleri kamaşan Osmanlı elitleri, Batı’dan tiyatro kültürünün İstanbul’a gelmesine kapıları açtığı gibi, ekonomik ve siyasal krizlerle bunalıma giren yönetimin tiyatroya fren yapması, yasaklar koyması, sahneye çıkmamak için her türlü engele takılan Türk toplumunun sonradan meşruti özgürlükler ortamında birden ayağa kalkarak İstanbul’un her tarafında piyes oynamaya başlamasını başka türlü açıklamak mümkün değildir.

- Bu durumda sizi nasıl bir tarihçi olarak tanımlayabiliriz?

Tiyatro tarihini yazarken, toplumsal tarihle paralel olarak anlatmak, karşılıklı etkileşimlerini de göstermek gerekmektedir. Zaman zaman, tiyatro tarihini anlatırken sosyal tarih analizlerine dalıp, diğer tarafı ihmal ettiğim veya tersi olduğunu tespit etmişimdir. Ürettiğim eserlerimin, bir bölümü Ermeni siyasal tarihi, diğer bölümü........

© T24