menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geçmişin ekonomik krizlerinden ders aldık mı? – 2 (İkinci nesil kriz modelleri)

12 0
yesterday

Krizleri ve dönemsel dönüşümleri tanımlamak, geçmişin ekonomik krizlerinden ders alıp-almadığımızı anlamak için bu yazı dizisinin ikincisinde de kriz modellerini incelemeye devam ediyorum. Sırada ikinci nesil kriz modeli var. 1992’de Avrupa para-döviz krizi ve kısmen de Türkiye’nin 2000-2001 krizi ikinci nesil kriz modeli ile açıklanıyor.

İkinci nesil kriz modelleri

Obstfeld (1986, 1994)[1] tarafından geliştirilen bu modelde, ekonomik göstergeler tamamen bozulmamış olsa da politikaların hedefleri arasında yaşanan çelişkiler ya da ekonomik, politik gerilimler gibi tetikleyici bazı şoklar beklentileri bozmaya başlıyor.

İkinci nesil kriz modellerinde yatırımcıların devalüasyon beklentileri spekülatif saldırıları tetikleyebiliyor ve hükümetin kur rejimini terk etmesine yol açarak kendi kendini gerçekleştiren bir krize dönüşüyor. Dolayısıyla bozulan beklentiler ve spekülasyon (kendi kendini gerçekleştiren kehanet) kriz yaratıyor.

Hükümetler sabit kuru, enflasyonun kontrolüne yardımcı olması nedeniyle korumak isterler. Ancak bu kur rejiminin maliyetinin bazen yüksek faiz oranları ve işsizlikte görülür. Hükümet sabit kuru korumanın faydasının maliyeti aştığına inandığı sürece kuru korumaya devam eder. Fayda-maliyet arasındaki bu değiş-tokuş da çoklu denge ihtimalini arttırır.

Birinci tür dengenin oluştuğu noktada ulusal paraya karşı herhangi bir atak olmaz, ekonominin temel dengelerinde bir değişme yaşanmayan bu ortamda kur korunmaya devam eder. İkinci tür denge durumunda ise ulusal paraya karşı spekülatif bir atak meydana gelir, bu atak sonucu ekonomik temellerde meydana gelen değişmeler sonucunda yatırımcıların beklemekte olduğu döviz kuru değişimi gerçekleşir. Bu çoklu denge olasılığı, kendi kendini besleyen krizlerin temelini oluşturup beklentilerde küçük bir değişme, büyük bir spekülatif atağın tetikleyicisi olur.[2]

Dolayısıyla spekülatif hareketlerin yokluğunda mevcut kur rejimi sorunsuz devam ederken, spekülatif ataklar, mevcut kur sisteminin çökmesine yol açmaktadır.

Ayrıca kuru sürekli korumak, devalüasyon beklentisini de arttırıcı bir durumdur. Beklenti bu yönde arttıkça faizler üzerinde baskı oluşturacak, bu da iç talebi olumsuz etkileyecektir. Diğer yandan sabit kuru terk etmenin hükümet açısından kredibilite maliyeti olduğunu da unutmamak gerekir.

ERM........

© T24