Savaşın “Çorak Ülkesi”nde nisan ayların en zalimidir
Nisan ayların en zalimidir, dizesiyle başlayan “Çorak Ülke”yi yazarken şair doğduğu kıta Amerika’dan kalıcı olarak göç etmiş ancak yerleştiği İngiltere’yle aidiyet bağı kuramamış bir halde, çıkmaza girmiş evliliğinin ve psikolojik çöküşünün ortalarındaydı
Savaş sonrası yıkım sürecinde geçirdiği, majör depresyonu atlatmak için bulunduğu Lozan’daki sanatoryumda, şiirini kaleme alırken henüz dini açıdan arayışta ve inanç krizi içindeydi. Diğer bir deyişle, Eliot başyapıtı Çorak Ülke’ye hayat verirken ne tam Amerikalı ne tam İngiliz ne tamamen inançlı ne de seküler olabilmiş eşiksel bir dönemden geçiyordu.
Aynı dönem, Büyük Savaş’tan çıkmış Avrupa, yorgun bir toparlanma sürecinde ve toplumsal ölçekte savaş sonrası travma bozukluğunun ağırlığı altındaydı. Bu da Çorak Ülke’nin geneline hâkim olan kimliksizlik, parçalanmışlık ve arada kalmışlıkla birlikte savaş sonrasının yarattığı ruhsal, kültürel ve ontolojik çöküşün bağlamsal zeminini oluşturdu.
Savaş Eliot’un şiirinin çatlamış kurak toprağıydı. Ona göre savaş, sadece siyasi bir hata değil, Batı medeniyetinin manevi intiharı anlamına geliyordu. Parçalanmış imgeler ve kaos Avrupa’nın kültürel hafıza yitiminin temsili olarak yazınına yansıdı.
T.S Eliot
Nobel ödüllü şairin en bilinen ve ilk hali 800-1000 dize kadar olan şiiri Çorak Ülke, ciddi bir uğraşla 400 dizelik bilinen versiyonu haline, çağdaşı Ezra Pound tarafından getirilmeseydi bugün aynı noktada olur muydu tartışılır. Ancak bu iki önemli dost şair hakkında tartışılanlar hala bundan çok daha fazlası…
Ezra Pound yer yer hikâye anlatıcısına dönüşen şiirin, alegorik yapısını acımasız bir göz ve zekayla incelterek yonttu. Şiiri, karakteristik tarzına paralel şekilde sert fragmanlara evriltti. Yoğun, sert ve keskin hatlar vererek dilin modernist kırıklığını artırdı. Tüm bunları yaparken de mevcut tematik dağınıklığını, kolaj estetiğinde odaklayarak dünya çapında bir başyapıt meydana getirdi.
Pound’la birlikte, T.S Eliot’ın o dönemki eşi Vivienne Haigh-Wood’un da Çorak Ülke’nin editöryel sürecine katkısı olduğu bilinir, ancak Eliot şiiri Dante’den “En iyi zanaatkar /Il miglior fabbro” alıntısıyla emeğin ve katkının büyüğünü veren Ezra Pound’a ithaf etmiştir.
Edebiyatta Modernizm’in kurucusu sayılan Ezra Pound, yalnızca dostu T. S. Eliot’ı değil yetenekli bulduğu diğer önemli meslektaşlarını da destekleyen bir karakterdi, ki hamilik yaptığı ve katkıda bulunduğu yazar ve şairler arasında James Joyce, Robert Frost, Ernest Hemingway ve W.B. Yeats gibi isimler yer alır. Pound’un kendi şiirlerinden ziyade edebiyat dünyasına en büyük armağanı da çoğu kendi keşfi olan, editörlüğünü ve küratörlüğünü yaptığı bu yazarlar olur.
Esra Pound
20. Yüzyıl Edebiyatının devrimci dahisi, yenilikçi ve etkin figürü Ezra pound yazın alanında ne kadar birleştiriciyse, siyasi görüşleri nedeniyle bir o kadar ayrıştırıcı ve tartışmaların merkezindeydi.
Dostu T.S. Eliot gibi tanık olduğu Büyük Savaş, Pound’u savaşın nedenlerini araştırmaya iter. Araştırmaları sonucunda, ekonomik determinist olan Pound, suçu C.H. Douglas’ın “Sosyal Kredi” teorisinden hareketle para basımı ve dağıtımını tekelinde bulunduran bankacılık sisteminde bulur ve modern toplumu köleleştiren tefecilikten bankaları sorumlu tutar.
Tesadüf o ki Ezra Pound’la tanıştığında; T.S Eliot geceleri şair gündüzleriyse Londra’da bir banka çalışanıdır. Pound ona bankayı bırakabilmesi için editörlük işi bulması konusunda da yardım eder. Pound’un ekonomik eleştirileri zamanla sertleşerek Yahudi karşıtlığı halini alır. Uluslararası finans sistemini ırkla özdeşleştiren Pound’un antisemitist ve faşist tutumu derinleşir.
Savaş sırasında İtalya’da yaşayan Ezra Pound, İtalyan Faşizmini, toplumsal düzeni ve üretimi önceleyen Antik Roma köklerine bağlı bir sistem olarak idealize eder. II. Dünya Savaşı’yla birlikte Mussolini’yi destekleyen, onu tefecilik düzenine başkaldıran, sanatı ve sanatçıyı destekleyen modern bir “yol gösterici” (duce) olarak gören şair, savaş süresince Roma Radyo’sunda Mussolini ve Mihver devletler lehine, Amerika ve Roosvelt alehine çok sayıda konuşma yapar (Fredman,2013).
Tarihler 1945’i gösterdiğinde İtalya’daki Amerikan kuvvetleri tarafından yakalanarak önce Pisa yakınlarındaki bir kafeste (ünlü Pisa Cantos eserini yazdığı yer) tutulur. Ardından vatana ihanet suçlamasıyla ABD’ye gönderilen Pound savaş suçu ve vatana ihanetle yargılanır.
Politik duruşunu desteklemeseler de Pound yargılanırken edebiyat çevresinden dostları yine yanındadır. T.S Eliot, Hemingway ve Frost gibi isimler onu idam ve ağır hapis cezasından kurtarmak için “cezai ehliyet”i olmadığı argümanını gündeme taşırlar.
Davanın karar aşamasında, edebiyat camiasının lobi faaliyetleri sonuç verir ve Ezra Pound’un narsistik ve paranoid zihin yapısı tedavisi için 12 yıl sürecek Washington’daki psikiyatri hastanesi dönemi başlar. Bu süre zarfında, yazmaya devam eden Pound, dünyanın farklı yerlerinden -Charles Olson gibi- bir çok genç şair ziyaretçiyi de kabul eder.
1. Dünya Savaşı’nda sivil savunma gözlemcisi ve manevi rehber olan T.S. Eliot içinse savaş ekonomik bir komplo değil, insanın günahkâr doğasının bir sonucu, manevi bir sınav ve kefaret süreci olarak tezahür eder. (Lockerd,2014)
Eliot da Pound gibi “seçkinci” olmakla sıklıkla eleştirilir. Bazı şiirlerinde Yahudi figürlerin olumsuz tasvirleri, hakkındaki antisemitizm iddialarını yükseltse de Pound’un aksine T.S. Eliot fikirlerini doktrinleştirmez, daha ziyade dönemin üst sınıf elitist kültürel önyargılarını yansıtır (Julius,2010).
Sonuç olarak, Modernizm’in iki büyük ismi ve iki yakın dost olan T.S. Eliot ve Ezra Pound siyasi görüş ve toplumsal tahayyülde keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılır. Pound “devrimci ve yıkıcı” bir faşizm yanlısıyken Eliot, “korumacı ve hiyerarşik” bir gelenekçilikten yanadır. Her ikisi de Modernite’nin getirdiği kaostan nefret ederken Ezra Pound çözümü otoriter bir lider olan Mussolini’de, T.S Eliot ise Hristiyan toplum yapısı ve kültürel süreklilikte bulur. Bu da çok eski bir ikilemi; edebi ve sanatsal dehayı, siyasi karanlığın dışında tutarak tartışmanın zorluğunu günümüze taşır.
Kaynakça
Feldman, M. (2013). Ezra Pound’s fascist propaganda, 1935–1945. Palgrave Macmillan.
Lockerd, B. G. (2014). T. S. Eliot and the Christian tradition. Fairleigh Dickinson University Press.
Julius, A. (2010). T. S. Eliot, anti-Semitism, and literary form (Rev. ed.). Cambridge University Press.
