menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Militarist feminizmin kıskacında İran

6 0
08.03.2026

Savaş tarihin hiçbir döneminde kadınları özgürleştirmemiştir. Kısa ve uzun vadede, sivil ölümleri, göç, ekonomik yıkım ve şiddet getiren savaşta kadınlar ve çocuklardır  hasarın öznesi. Bugün 8 Mart’ta yeniden “militarist feminizm”i konuşmak zorundayız. Çünkü bugün İran’da bir kez daha “kadın hakları” mücadelesi askeri müdahaleyi, savaşı ve güvenlik politikalarını meşrulaştırmak için kullanılıyor.

Ancak, savaş kadınları “özgürleştirebilir” argümanıyla gelen patriarkal militarizmin sonuçlarını İran daha önce deneyimledi. İran – Irak Savaşı’nda yaklaşık 25.000 kadın doktor ve hemşire olarak görev yaptı, en az 500 kadın doğrudan savaşçı/asker olarak yer aldı.

Militarist propaganda kadınları “şehit annesi” veya “kahraman eş” olarak gösterdi. Kadınlar hem savaşın aktif öznesi hem de savaş ideolojisinin sembolü haline getirildi ve sonucunda kadın hakları ve cinsiyet eşitliği adına bir hiçbir kazanım elde edilmedi.

Bugün İranlı feministler hem rejimin patriarkal politikalarına karşı mücadele etmek hem de dış askeri müdahaleye karşı çıkmak durumda, çünkü savaşın sonucunda neyin onları beklediğini biliyorlar: Kadın haklarında gerileme olabilir, milliyetçilik/aşırı sağ eğilimler yükselebilir ve otoriterlik güçlenebilir. Diğer bir deyişle, İran’da kadın hakları temel bir sorun teşkil etse de, bu sorunun savaşı meşrulaştırmak için kullanılması insani değil.

Bu eksende 'militarist feminizm’inden bahsederken kadın hakları ve feminizme daimi vurgu yaparak kadınların mücadelesini devlet güvenlik politikasıyla uyumlu hale getirmeyi amaçlayan -yani feminizmi sistem eleştirisi olmaktan çıkarıp sistemin bir parçası haline getiren-  “Gömülü Feminizm”i de hatırlamak gerekir.

Uluslararası siyasette kadın haklarının güvenlik stratejisi haline gelmesi, savaş savunuculuğunda “İranlı kadınları kurtarma” retoriği ve askeri müdahalenin kadın hakları üzerinden ilerlemesi feminizmi bağımsız bir politik hareket olmaktan çıkarıp jeopolitik stratejinin bir parçasına dönüştürüyor.

İran’da öldürülen kız çocukları

İspanya’nın sol partilerinden Mas Madrid ve Sosyalist Sumar ittifakı üyesi kadın siyasetçi Manuela Bergerot, Madrid Bölge Meclisi’nde yaptığı 6 mart tarihli konuşmasında, militarist feminizme vurgu yaptı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırılarını, bazı Batılı siyasetçilerin “İranlı kadınları kurtarmak” söylemiyle savunmasını eleştiren Bergerot:

Bergerot konuşmasında İran’ın Minab kentindeki kız okuluna yapılan saldırıyı hatırlattı ve saldırıda 160 kız çocuğunun öldüğünü söyleyerek “İranlı kadınların haklarını savunduğunu söyleyip kız çocuklarının öldürülmesini kutlayamazsınız” dedi.

“Sağcılar İranlı kadınların haklarını işte böyle savunuyorlar: 160 kız çocuğunun öldürülmesini kutlayarak! Sayın milletvekilleri, tam da feminist bir kadın olduğum için; Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran halkına ve İranlı kadınlara yönelik saldırılarına kesinlikle karşı çıkıyorum. Sizler, hepimize kaos ve güvensizlik getirecek bir savaşı alkışlıyorsunuz. Tıpkı Irak işgalini alkışladığınız gibi.”

Feminizm bu değil

“Ben bu saldırılara tam da feminist olduğum için karşı çıkıyorum, feminizm bu değil” diyen Bergerot, militarist feminizm karşıtı eleştirisiyle net bir duruş sergiledi. Feminizmin devletlerin savaş söyleminin aracı olmasını kınayan kadın politikacı;

Kadınları kurtarmak adına kız çocuklarını öldürmek nasıl feminist olabilir?

Askeri müdahale nasıl kadınları kurtarma operasyonu gibi ambalajlanabilir?

Sorularını gündeme getirdi.

Kalbinde, “feminist olmak savaşı desteklemek değil, sivilleri korumaktır” fikrinin yattığı konuşmasında Bergerot, eğer feminist diskur şiddeti, bombardımanı ve savaşı meşrulaştırıyorsa bu feminizm değil propagandadır, mesajını verdi.

Bergerot’un konuşmasını aslında tek bir satırda:

“Sivillerin öldürülmesini feminist zafer gibi sunamazsınız” cümlesiyle özetlemek mümkün. Bu cümle, günümüz küresel siyaseti için de çok temel bir soruyu yeniden gündeme getiriyor:

Kadın hakları gerçekten savunuluyor mu — yoksa savaşın yeni ahlaki dili mi haline geliyor?

 


© T24