Uzun alkışlar, uzun filmler
Cannes Film Festivali’nin uzun alkışlarını duymuşsunuzdur. Bir filmin galasının ardından dakikalarca süren ayakta alkışlar artık festival kültürünün parçası. Kimi zaman on dakikayı, hatta yirmi dakikayı bulan bu alkışlar kadar, son yıllarda dikkatimi çeken başka bir şey daha var. Uzayan film süreleri.
Alkışlar uzuyor ama alkışlanan filmler de uzamıyor mu?
Bir zamanlar iki saati aşan filmler istisna sayılırdı. Bugün üç saate yaklaşan, hatta üç saati geçen yapımlar giderek sıradanlaşıyor. Oppenheimer üç saat, Dolaunay Katilleri üç buçuk saate yakın, The Brutalist keza. Üstelik bu yalnızca birkaç yönetmenin tercihi değil. Veriler, özellikle büyük bütçeli filmlerin son yirmi yılda belirgin biçimde uzadığını gösteriyor.
Peki neden? Bunun tek bir cevabı yok. Bir yandan dijital platformlar sayesinde uzun anlatılara alıştık. Bir hafta sonunda sekiz saatlik bir diziyi bitirebilen seyirci için üç saatlik film artık eskisi kadar göz korkutucu görünmüyor. Öte yandan stüdyolar da büyük bütçeli filmlerini birer etkinlik olarak sunmak istiyor. Uzunluk, bazen hikâyenin gereğinden çok, filmin öneminin bir işareti hâline geliyor.
Almanya’da film arası yok. Scorsese’nin son filmi Dolunay Katilleri’ni izleyeceğim zaman bu beni epey tedirgin etmişti, Zavallılar filminde de aynı endişeyi taşıdım. Oppenheimer’da da. Elbette Türkiye’deki ara alışkanlığından dolayı, bunu bilmesem talep de etmezdim. Hatta ara tartışmalarında taraf olduğunu bildiğim Scorsese, araların filmlere olan dikkati böldüğünğ söylüyor. Ama zaman benim zamanım, dilek benim dileğim. Avrupa’da çeşitli ülkelerde sinemaya gittiğimde hep ara ihtiyacım hasıl oldu. Düşünmeye başladım, ben mi yanılıyordum yoksa filmler uzuyor muydu? Ardından elbette bu konuda bir araştırma külliyatı olduğunu fark ettim.
Bir film araştırmacısı 36 bin 431 filmin süresini analiz ederek bunun gerçekten doğru olup olmadığına bakmış. Onun bulduğu sonuçlar biraz ham veri niteliğinde, önce onları paylaşacağım ama sonra film sürelerinin uzamasının neden olabileceğine dair kendi düşüncelerimi aktaracağım. Çünkü elbette bu izleme biçimlerimizi ve içerikleri etkiliyor.
Araştırmada ilk bakışta şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıkıyor. Dünya genelinde üretilen tüm filmler hesaba katıldığında ortalama film süresi son kırk yıldır neredeyse değişmemiş durumda. 1980'lerden beri ortalama uzunluk yaklaşık 100–103 dakika arasında seyrediyor. 2024 yılında ortalama film süresi 103,6 dakika olmuş. Ancak insanların izlediği filmler ile üretilen tüm filmlerin aynı şey olmadığı düşünülünce, işin rengi değişiyor. Kuzey Amerika'da geniş dağıtıma giren, yani yüzlerce ya da binlerce salonda gösterilen filmlere bakıldığında durum farklılaşmış mesela. 2000'lerin başında bu filmlerin ortalama süresi 106 dakikayken, 2020'lerde 114 dakikaya yükselmiş. Yani düzenli sinemaya giden biri, bir nesil öncesine göre ortalama on dakika daha uzun filmler izliyor.
Üstelik yalnızca filmler değil, gösterim öncesindeki reklam ve fragmanlar da uzamış durumda. Büyük sinema zincirlerinde film başlamadan önce 20 ila 30 dakikalık içerik göstermek artık olağan hale gelmiş.
Veriler iki saatlik filmlerin giderek norm haline geldiğini gösteriyor. 1980'lerde geniş dağıtıma giren filmlerin yalnızca yüzde 14'ü iki saatin üzerindeyken, 2020'lerde bu oran yüzde 32'ye çıkmış. Buna karşılık 90 dakikanın altındaki uzun metraj filmler giderek ortadan kayboluyor. 1980'lerde filmlerin yüzde 13'ü 90 dakikanın altındayken bugün bu oran yüzde 7'ye düşmüş.
Aslında yalnızca birkaç çok uzun film ortalamayı yukarı çekmiyor, bütün dağılım yukarı doğru kaymış durumda. Eskiden olağan sayılan süreler artık daha uzun. 105–119 dakika arası filmler bugün en yaygın kategori haline gelmiş ve iki saatin üzerindeki filmler artık sıra dışı görülmüyor.
Üç saat ve üzeri filmlerde de belirgin bir artış var. Son birkaç yılda 175 dakikalık The Batman, 180 dakikalık Oppenheimer, 190 dakikalık Avatar: The Way of Water, 206 dakikalık Dolunay Katilleri ve 215 dakikalık The Brutalist gibi yapımlar gösterime girdi.
Bu uzama tüm türlerde aynı ölçüde........
