menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayatını bir günde nasıl düzeltirsin?

23 0
25.01.2026

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

25 Ocak 2026

Bisikletli bir adam, sokakta bankta oturup sandviçlerini yiyen iki kadına sataşıyor. Burası benim hep oturup kitap okuduğum, podcast dinlediğim bank, bir kitapçının hemen önünde. Lucca’da, şehrin tam göbeğinde. Adamın zihinsel engelli olma ihtimali yüksek. Çünkü bağırıyor, korkutuyor ama bir yandan da sataşması tuhaf biçimde aleni. Sonuçlarını düşünemiyor gibi.

Az ileride iki genç var. Göçmen oldukları çok belli; Arapça ve İtalyanca konuşuyorlar. Biri bu duruma müdahale etmek istiyor, bankın oraya dönelim diyor. Diğeri kolundan çekiyor: Ne gerek var, diyor, başımız belaya girer. Ama öteki dinlemiyor. Birileri rahatsız edilirken sessizce yürüyüp gidemiyor işte. Bazı insanlar böyle.

Uzun süredir düşündüğüm şey bu aslında. Kim olduğundan kaçamıyorsun bir yanıyla.

Bir komedyen var, ara ara videoları önüme düşüyor. Pek de komik bulduğumu söyleyemem ama izledikçe önüme düşmeye devam ediyor. Yaptığı şey yüzünden. Dayanamıyor. Yoksulluktan, gencecik yaşında kurban edilen insanlardan, gündelik hayata sirayet etmiş şiddetten, adaletsizlikten söz etmek istiyor. İsyan etmek istiyor. Büyük ihtimalle her konuştuğunda onu takip etmeyi bırakacak insanlar olduğunu biliyor. Ama yine de yapıyor. Yapısı bu. Bazı insanlar böyle.

Bu hafta, Jafar Panahi’nin filmi, Görünmez Kaza, Oscar’a aday olduğunda Washington Post’un onunla yaptığı röportajı izlerken yine aynı şeye takıldım. Film ülkesinde yasaklı, İran’da yeraltında yani gizlice çekilmiş. Röportajı yapan soruyor: Nasıl yaptınız, sonuçları sizi korkutmadı mı? Panahi diyor ki: Sizce bu filmin içinde yer almayı seçen insanlar, bu bedeli ödemeyi en baştan göze almamış olabilir mi? Korku yok değil; ama korku, onları durduracak kadar merkezde de değil. Başka bir şey ağır basıyor. Kendinle pazarlık yapmamak mı? Bilmiyorum ama cesurlar demek bence doğru değil. Başka türlü yaşayamıyorlar.

Bu insanlar için sanırım aslolan tanık olmayı reddedememek. Birileri rahatsız edilirken oradan geçip gidememek. Görüp görmemiş gibi yapamıyorlar. Susan Sontag’ın tanıklık üzerine söylediklerini hatırlıyorum. Hatta geçen haftaki yazımda da bu tanıklık konusunu biraz anlatmıştım. Bakmak zaten bir tür dahil olmaktır, bazı insanlar bunu inkâr edemiyorlar. Bu kişiler, hayatı öncelikle güvenlik ve konfor üzerinden kurmuyorlar. Bu, korkusuz oldukları anlamına gelmiyor, sadece korkunun karar mekanizmasında son sözü söylemesine izin vermiyorlar.

Bu insanlar sustuklarında belki daha rahat edebileceklerini biliyorlar. Ama susmak, kendilerini inkâr etmek anlamına geliyor, susamıyorlar. Bu insanlar dünyayla pazarlık yapamıyorlar, biraz görmezden gel, biraz sus, hayatın kolaylaşsın, ama olmuyor. Ayrıca hayat da kolaylaşmıyor o ayrı.

Peki biz kim olduğumuzdan gerçekten kaçamıyor ya da vazgeçemiyor muyuz?

Bilmiyorum. Benim kendi fikirlerim var ama kesin cevaplarım yok.

Bu hafta önüme çok okunan, çok paylaşılan bir yazı düştü. Çok paylaşılınca, birileri Türkçeye çevirdi. Merak uyandırıcı bir başlığı vardı: Hayatınızı bir günde nasıl düzeltirsiniz? Epey de uzun bir yazı. Okumaya başladım ve yazının tamamını okumak, itiraf edeyim, biraz karın ağrısı yaratmaya başladı ve yarısında bıraktım. Dolayısıyla o yazıyla ilgili değil ama sadece yazının başlığını ödünç alarak yazacağım.

Hayatımızı bir günde düzeltebilir miyiz? Ve kim olduğumuzdan kaçabilir miyiz?

İstediğimiz hayatı yaşamak için bir şansımız olsa, neyi feda ederiz?

Geçmişteki bir ana dönecek olsak, bu hangisi olur?

Bu soruları seviyoruz.........

© T24