menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin Çin öfkesi de ‘epik’

27 0
20.04.2026

Sonunda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent baklayı ağzından çıkardı ve İran petrolünün yüzde 90'ından fazlasını satın alan Çin’in, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı abluka nedeniyle petrol alımlarında duraksama yaşadığını ve yaşayacağını tebliğ etti de, bu sayede Washington yönetiminin “İran’ı yenemiyoruz, bari Çin’i yenelim” noktasına geldiği belirginleşmiş oldu. (Gülmeyin!)

15 Nisan Çarşamba günkü basın toplantısında Bessent, “Ekonomik Öfke” operasyonunu duyurduklarını da anımsatınca, bir şey daha kesinleşmiş oldu. “Hür dünyanın” bu “ekonomik” savaştaki başkomutanı ABD Hazine Bakanı Scott Bessent.

“Epik Öfkeci” Hegseth’ler, Rubio’lar, Witkoff’lar, Cooper’ların filan pabucu bir süreliğine dama atılmış gibi. Hürmüz Boğazı üzerinden tüm dünyayı rehin almış durumdaki ABD’nin Hazine Bakanı Bessent, abluka uygulamasının başlaması akabinde yönelttiği tehditlerle “İran’dan petrol alamazsın” diyerek Çin’i dize getirmeyi umuyor belli ki! Çin diz çökecek, Başkan Donald Trump da Mayıs ayındaki Çin ziyaretinde, bu ülkenin tam teslim mektubu ile Beijing’in anahtarını bizzat Devlet Başkanı Şi Cinping’in elinden alacak. Beklenti böyle.

III. Dünya Savaşı böylelikle ticari düzlemde, tatlılıkla, huzur içinde çözülecek ve Başkomutan Bessent’in de basın toplantısında tüm iyimserliğiyle dile getirdiği gibi, “benzin fiyatları Haziran ile 20 Eylül arasındaki bir tarihte yeniden 3 dolar seviyesine inebilecek.” Amerikalılar muratlarına erince, biz de kerevete çıkacağız. Jeopolitik ile ilgilenmeyi bırakıp sonrasında ömür boyu mutlu bir hayat süreceğiz. Zamanında Hürmüz’e donanma gönderip Trump’a destek vermeyen Avrupalı müttefikler de bu tutumlarından ötürü çok utanacaklar ve özür ziyaretleri için soluğu Beyaz Saray’da, ellerinde çiçeklerle, alacaklar. “Babacık” da Komiser Hulusi Kentmen tadında ifadelerle, bu yaramazların önce kulaklarını çekecek, sonra da büyüklük yaparak tonton şekilde affedecek. Film bu şekilde mutlu sonla bitecek.

Zaten film çok uzamasın, mesele hızla çözülsün diye Bessent, Çin bankalarını tehdit etmeye başlamış bile. Kendisi, söz konusu basın toplantısında, ismini vermediği iki Çin bankasına ABD Hazine Bakanlığı olarak mektuplar göndererek şu mesajı ilettiklerini vurguladı: “Eğer hesaplarınız üzerinden İran'ın para akışının gerçekleştiğini kanıtlayabilirsek, ikincil yaptırımlar uygulama konusunda kararlıyız."

Kararlılığa bakın!

Ortada deniz ablukası ve yaptırımları meşru kılacak ne bir uluslararası hukuk referansı var ne de BM Güvenlik Konseyi kararı. Ama işte, serde tek taraflı bir “kararlılık” var! İsterse “gereğini” yapmasın şimdi Çinliler! Eminim ki mektupları alan Çinliler çok korkmuştur ve kısa bir süre içinde “gereğini” yapmaya başlayacaklardır.

“Gereği” çok önce düşünüldü

Aslına bakarsanız, Beijing yönetimi bir şeylerin “gereğini” düşünüp yapmaya başlayalı çok oldu. Rusya Federasyonu’nun 2014’teki Kırım işgali sonrasında Moskova’ya karşı ABD ve AB ülkelerince peyderpey devreye sokulan yaptırımları görünce, buradaki yaklaşım ve uygulamaları dikkatle incelemeye başladı Çinliler. Bir gün benzer bir durumla kendilerinin de karşı karşıya kalabileceklerini seziyorlardı çünkü. Ortada devlet bağlantısına sahip şirketlere ve/veya bireylere yaptırımla sınırlı kalan bir anlayış yoktu. Tüm sisteme yönelik topyekûn bir saldırı söz konusuydu. Rusya’nın rezervleri donduruluyor, ticari işlemleri bloke ediliyor, bankalarına yasak getiriliyor; ayrıca ülke, SWIFT gibi son derece kritik küresel ödeme ağının dışına itiliyordu.

Çinliler, ileride ABD’nin tek taraflı olası yaptırımlarından en iyi şekilde nasıl korunabileceğini anlamak için Rusya örneğini mercek altına aldı: Rusya’nın nerelerde zorlandığına, nerelerde üstesinden geldiğine baktılar. Rusya'nın ticareti üçüncü ülkeler üzerinden nasıl yönlendirebildiğini, petrolün gölge ağlar üzerinden nasıl satılabilmeyi sürdürdüğünü ve ödemelerin Batı sistemi dışında nasıl gerçekleşebildiğini incelediler. 2022 Ukrayna Özel Askeri Operasyonu sonrasında bu konuda daha kurumsal bir yol izlediler. 2023 sonlarında Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı He Lifeng'e rapor eden bir tür ekonomik operasyon odası kurdular. Çin Merkez Bankası (PBOC), yeni kurulan Ulusal Finansal Düzenleme ve Denetleme İdaresi (NFRA), Menkul Kıymetler Düzenleme Komisyonu (CSRC) gibi tüm finansal düzenleyicilerle kamu bankalarını içeren bu yapı, Merkezi Finans Komisyonu (CFC) adını taşıyordu. 6 Kasım 2023’te Komisyon’un başkanlığına Lifeng’in getirildiği duyuruldu. Lifeng, ayrıca Merkezi Mali Çalışma Komisyonu’nun (CFWC) da direktörlüğünü yürütecekti. Bu yapılar, Rusya Federasyonu'na yaptırım uygulayanların sistemlerinde nerede boşluklar olduğunu tespit etmeye çalıştılar. Sonra da benzer bir durumda hayatta kalabilmek için neler yapabileceklerine odaklandılar

Çin bu krize nasıl hazırlandı?

Velhasıl, “gereğini” yapma (!) konusunda Çinliler çok erken yol kat etmeye başladı. Bakın, geçen süre içinde bu çerçevede neler yaptılar:

Yaptıkları ilk şey, ABD’nin hâkimiyetindeki SWIFT'e bağımlılığı azaltacak alternatif bir uluslararası ödeme haberleşme sistemi geliştirmek ve bu şekilde uluslararası ticaretlerini jeopolitik risklere karşı koruma altına almak oldu. Yuan olarak da bilinen Çin renminbisi (RMB) cinsinden ticari işlem ve ödemelerin doğrudan takas ve mahsuplaşmasını sağlayan özel bir sistem olarak “Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi” (CIPS) CIPS böyle filizlendi. Çin Halk Bankası koordinasyonunda yürütülen ve ödeme akışlarının hızlanmasını da sağlayan bu çalışmanın ilk fazı Ekim 2015’te, ikinci fazı ise 2018 yılında tamamlandı. Ortaya, Batı'nın para aktarım mesajlaşma sistemlerine tamamen bağımlı olmadan fon transferi gerçekleştirilebilen bir ödeme sistemi çıkmıştı. Çin yuanı üzerinden yürütülen işlemler bu sayede rekor kırmaya başladı. Nihayet İran Savaşı bir tür katalizör oldu. South China Morning Post gazetesinin 9 Nisan tarihli haberine bakılırsa, Çin’in SWIFT’i diyebileceğimiz CIPS üzerinden bir günde gerçekleşen işlem hacmi 1,22 trilyon RMB (178,5 milyar dolar) ile rekor seviyeye ulaştı. Mart ayındaki işlem hacmi şubata nazaran yüzde 50 artmıştı. Şanghay Menkul Kıymetler Haber Ajansı'na göre, CIPS üzerinden bir günde yaklaşık 42 bin işlem gerçekleştiriliyordu. Çinlilerin aldığı bir diğer aksiyon ise doları bir ağır silaha dönüştüren ABD’ye karşı küresel finansta yuanı desteklemek oldu. Çin ABD doları üzerinden yürüttüğü ticari işlemleri aşağı çekme yoluna gitti. Piyasalar Çin yuanına daha fazla güven duymaya başladığı için bunda başarılı da oldu. Öyle ki bugün Avro Bölgesi’ndeki Slovenya ve Portekiz gibi ülkeler bile İran Savaşı’nın başlangıcından itibaren – tabii ki öylesi daha ekonomik olduğu için – Çin Yuanı cinsinden devlet borcu ihraç eder hâle geldiler. Sırada pekâlâ İspanya ile başka ülkeler de olabilir. Çin’in son zamanlarda gerçekleştirdiği bir diğer hamlesi de ABD varlıklarına olan bağımlılığı azaltmak üzere rezerv varlıklarını çeşitlendirmek ve özellikle altına yönelmek oldu. Uzun yıllar boyunca elinde en çok ABD Hazine tahvili tutan ikinci ülke konumundaki Çin'in bu varlıklara yönelik portföyünü hızla daraltmaya başladı. Aralık 2024 itibarıyla 759 milyar dolar değerinde ABD tahviline sahip olan Çin'in varlıkları, 2025 sonunda 683,5 milyar dolarla Eylül 2008'den bu yana en düşük seviyesine indi. Çin, yerli yarı iletken imalatı ile ileri imalat ve yapay zekâ sektörlerini aktif olarak finanse ederek teknolojide kendi kendine yeterliliğini artırma ve ithalata bağımlılığını daha da azaltma yoluna gitti. ABD tarafından getirilen kısıtlamaları ve Batı’nın darboğaz yaratma hamlelerini daha rahat göğüsleme imkânına kavuşmak isteyen Beijing yönetimi, yaklaşık 47,5-48 milyar ABD doları tutarında kayıtlı sermaye ile “Büyük Fon” (Faz III) adında, devlet destekli yeni bir yatırım fonu kurdu. Mayıs 2024'te kurulan ve Çin Maliye Bakanlığı’nın yüzde 17'lik payla en büyük yatırımcısı konumunda olduğu bu fon, yapay zekâ yonga setleri ile ileri üretim ve kritik tedarik zinciri bileşenlerine odaklanarak ABD'nin ihracat kısıtlamalarına karşı koymayı hedefliyor. Çin daha önce kurduğu iki fon aracılığıyla da SMIC ve Hua Hong gibi kendi yarı iletken üreticilerine milyarlarca dolar aktarmıştı. Nadir toprak elementlerinin (NTE’ler) ticari ekstraksiyonu ile metalurjik olarak işlenmesinde büyük bir pazar payına (yaklaşık %90) sahip olan Çin, yerel tedarikini güvence altına almak ve küresel tedarik zincirlerinde daha güçlü hale gelmek üzere bu stratejik malzemeler üzerindeki ihracat kontrollerini de sıkılaştırmaya başladı. Bu avantajını jeopolitik rekabette bir koz olarak kullanan Çin, ihracat kotalarıyla, sıkı teknoloji kontrolleriyle bu üstünlüğünü korumaya kararlı olduğunu gösterdi. Örneğin, Ekim 2025’te, özellikle savunma ve yüksek teknoloji endüstrileri için kritik olan samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lutesyum, skandiyum ve itriyum gibi "ağır NTE’ler” ile bunların alaşımları ve mıknatıs malzemelerinin ihracatına yönelik kapsamlı kontrol önlemleri (lisans zorunluluğu) getirdi. 1 Aralık 2025 itibarıyla, Çin menşeli veya Çin teknolojisi kullanılarak işlenmiş, eser miktarda dahi olsa nadir element içeren ürünlerin ihracatını yetki belgesi kısıtlamasına tabi tuttu. Bu hamleyle, özellikle ulusal elektrikli araçlar (EV), elektronik cihazlar ve havacılık ve savunma sanayisinin hammadde ihtiyacını tam garanti altına almayı, öte yandan, Batı ülkelerinin tedarik zincirini çeşitlendirme çabalarını getirdiği maliyet artışlarıyla zorlaştırmayı hedefledi. F-35 savaş uçakları, Virginia ve Columbia sınıfı denizaltılar, Tomahawk füzeleri, radar sistemleri, Predator insansız hava araçları ve Ortak Doğrudan Saldırı Mühimmatı (JDAM) serisi akıllı bombalar da dahil olmak üzere Amerikalılar için çok kritik olan çeşitli savunma teknolojilerinde hayati öneme sahip olan NTE’lere Washington’un erişimi zorlaştırıldı. Çin’in bir diğer hamlesi de ticaret ortaklarını çeşitlendirme yoluna gitmek oldu. Aslında ABD Çin'in en büyük ticaret ortağı ve Çin ihracatının en büyük alıcısıydı. Bu ilişki gelişiyordu üstelik. Ancak büyüyen riskleri fark eden Beijing yönetimi, ihracat odağını ABD’den Güneydoğu Asya (ASEAN) ülkelerine, gelişmekte olan pazarlara ve diğer bölgelere kaydırmaya başladı. 2023 yılına gelindiğinde, on ülkeden oluşan ASEAN bloğu hem ABD'yi hem de AB'yi geride bırakarak Çin'in en büyük bölgesel ihracat pazarı haline geldi. Bu trend 2025 yılına geldiğimizde iyice hızlandı ve Çin'in ASEAN'a ihracatı yıllık %13,4 artarken, aynı dönemde ABD'ye yapılan doğrudan ihracat %20 oranında düştü. Çin, 14. Beş Yıllık Plan (2021-2025) kapsamında uygulamaya koyduğu “İkili Büyüme” Stratejisi sayesinde, ekonomisini yabancı pazarlara ve teknolojiye daha az bağımlı hale getirmek üzere iç ekonomik büyümeyi ve iç talebi artırmaya odaklandı. Ve tabii BRICS… Çin, öncelikle Yeni Kalkınma Bankası (NDB) gibi kilit kurumları finanse ederek, “BRICS+” genişlemesini teşvik etti. Kuşak ve Yol Girişimi üzerinden yapılan ticareti destekleyerek de BRICS içi iş birliğini güçlendirdi. ABD’nin aksine, uluslararası ilişkilere siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğini kapsayan “üç tekerlekten çekiş” stratejisi temelinde yaklaştı.

Ticaret savaşı nasıl başladı?

Fark edeceğiniz gibi, ABD ile Çin arasında bir ticaret savaşı yürütülmekte olduğunu anlatıyoruz, bir yönüyle. Aslına bakarsanız, bu savaş, iki ülke arasındaki ticaret açığının ABD aleyhine 323 milyar doları aşarak rekor düzeye ulaştığı 2018 yılında başladı. Trump ilk Başkanlık döneminde ABD'nin Çin'den ithalatını azaltmak üzere yüz milyarlarca dolarlık Çin malına gümrük vergisi uygulamaya başladı. O zamandan beri ABD’nin dış ticaret açığı belki azaldı (2024 yılı verilerine göre yaklaşık 295,4 milyar dolar seviyesine indi), ama Washington yönetimlerinin arzu ettiği seviyelere asla ulaşmadı.

Nihayet, ABD’nin hepimizi bu büyük resimden uzaklaştırmak için özel olarak tasarlanmış siyasi bir tiyatroyla, Binyamin Netanyahu’nun motivasyonunun arkasına saklanarak ve aslen İran’ın nükleer silah kapasitesini yok etmeyi hedeflemiş gibi bir görüntü vererek, “Epik Öfke” bombalarıyla Tahran’ı hedef aldığını gördük. Bir süre sonra, İran savaşı üzerinden aslında Ortadoğu’yu, hatta dünya ekonomisini çökertmeye çalışıyormuş gibi bir izlenim edindik. İran’ın misilleme amaçlı Katar’ın doğal gaz ve LNG altyapısına düşen füzeleri, artan petrol ve LNG fiyatları, 2018’den itibaren dünyanın en büyük petrol üreticisi, 2022’den itibaren de dünyanın en büyük LNG üreticisi haline gelmiş Washington’da adeta memnuniyetle karşılanıyor gibiydi. Fiyatların kontrollü artarken belirli bir rakamın üzerine çıkmaması ve piyasaların gemi azıya almaması için de arada ateşkes, müzakere gibi pozisyonlar alıyordu Amerikalılar. Bir taraftan da yüksek tutarlı ABD LNG’sini öne çıkaran sözleşmeler dayıyorlardı müttefiklerine. Öte yandan da Meksika’da yeni bir petrol rafinerisinde, Avustralya’da bir rafineride, Pakistan’da doğal gaz boru hattında gizemli (!) ve endişe verici patlamalar, muhtemelen sabotajlar meydana geliyordu.

Petrogaz-dolar hâkimiyeti için

Washington İran’da rejim değişikliğinin çantada keklik olmadığını görmüştü ilk günlerden sonra, ama bu savaş üzerinden bir yandan İran’ın altyapısını çökertmek, bir yandan bu ülkenin Rusya ve Çin gibi jeopolitik ortaklarıyla özel ilişkisini bitirmek, bir yandan da küresel ölçekte petrogaz-dolar hâkimiyetini tesis etmek istiyordu. Hedef, çok kutuplu dünya ekonomisine geçişi sonlandırmaktı kısacası.

Ancak Trump baktı ki İran’ın Rusya ve Çin ile kurduğu özel ilişkisini bitirmek zor ve kendi siyasi kariyeri açısından da pahalıya mal olabilir, işi daha fazla dolandırmadan, doğrudan Çin'e giden gemilerin abluka ile durdurulmasını sağlamaya ve bu şekilde asıl arka plandaki büyük hasım olan Çin ekonomisine darbe vurarak ABD’nin küresel liderliğini sürdürmeye yönelik adımlar atma yoluna gitti.

Mesele Çin’e enerji ihracatını engellemekle de sınırlı değil. Trump, dünyanın Orta Doğu enerjisine bağımlı bölgelerinde de ekonomik durgunluğa yol açarak, Çin'den yapılan ihracata olan talebi düşürmek ve böylece Çin'e, enerji ihracatının engellenmesinin yol açtığı zarara ek, doğrudan zarar vermek de istiyor. Sadece Hürmüz Boğazı üzerinden değil, bugün orası, yarın Malakka Körfezi ve Panama Kanalı üzerinden, öbür gün başka yerlerden!

Özetle, Körfez bölgesine yönelik askeri yığınağını artırırken “Epik Öfke”yi “standby” konuma alıp piyasalara ateşkese gidiyormuş, müzakere ediyormuş gibi bir görüntü de vermeyi beceren ABD, o öfkede sonuna kadar gitme hakkını saklı tutarak, bir yandan Çin’i vuracak “Ekonomik Öfke” operasyonuna geçmeye karar verdi. Washington’un Çin’e yönelik bu “ekonomik öfkesi” de epik aslında! Denizlerde korsanlık, haydutluk boyutuna ulaşan aksiyonlarla desteklenen bu öfke operasyonunun başkomutanı Bessent, “Çin bankalarına mektup gönderdik,” diyor! “Çin İran petrolünü alamayacak, yoksa, yaptırım uygularız,” diye tehdit ediyor. Yani, “benim derdim Çin ile, Çin” diyor!

Yukarıda da dediğim gibi: Çinliler “kesin çok korkmuşlardır!”

Evet, şimdi Beijing düşünsün!


© T24