menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vassal olmak mı, yoksa köle olmak mı?

11 0
29.01.2026

Diğer

29 Ocak 2026

Davos adıyla bilinen Dünya Ekonomik Forum’unda, bu yıl Donald Trump’ın konuşması bekleniyordu. Beklenmeyen bu “kabadayının” (dünya alem kendisini BULLY olarak tanımlar) kendisini bu kadar berbat duruma sokmasıydı. Süreç başkan yardımcısı DJ Evans’ın geçen şubat ayında Münih’te Avrupa’ya saldırdığı konuşmayla başladı. Alman Savunma Bakanı Pistorius, bunu karşılıksız bırakmadı; ‘bu kadar da olmaz’ diye haykırarak karşılık verdi. Daha sonra çirkinlik, ikilinin Oval Ofis’te Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelinsky’yi aşağılayan saldırılarıyla devam etti başladı, Trump’ın Grönland ve Kanada’nın ABD toprağı olmasını talep etmesiyle devam etti.

Davos’ta ciddiyetsizlik o denli büyüktü ki, dinleyenler Trump’ın konuşmanın orta yerinde “güç kullanmayacağım” demesiyle rahat nefes aldılar. Ama konuşan bir devlet başkanı ve ciddiyetsizlik had safhada. Tüm dünyayı şaşırtmaya devam ediyor. Savaş ilanının da savaşın nasıl yapılacağının da usulü vardır. Bu adam, ‘usul de, hukuk da benim’ diyor. Ettiği hangi lafı ciddiye alabilirsiniz ki? Korkarım başta Amerikalılar olmak üzere herkesi yanılttı, yanıltmaya devam ediyor. Bir anda bir şeylere kızıp, aklına esip -Venezuela’da yaptığı gibi- buzadada (Grönland) ABD üssünde bekleyen ABD askerine işgal emrini verir, işgalci durumuna geçer.

Olay Davos vesilesiyle hemen hemen tüm küresel iş dünyasını bir arada bulmuşken Trump’ın “el yükseltmesiyle” devam edecekken, Kanada Başbakanı Mark Carney altındaki halıyı çekti. Carney bunu yaparken yıllardır birçoğumuzun sorduğu soruyu, Rusya ve Çin dışında hemen hemen tüm ülkelerin içinden geçtiği tuhaf yönetim boşluğunu dillendirdi.

Carney, verdiği örneği Çekya Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in 1978’de kaleme aldığı, 2018’de yayımlanan “Power of the Powerless” adlı kitaptan alıyordu. Havel örneği şöyle karikatürize ediyor: “Manav dükkanının kapısına, soğanların, elmaların, havuçların yanına şu levhayı asıyor: ‘İşçiler birleşin’.”

Bu söz 1848’de Karl Marx ve Friedrich Engels’in, Komünist Manifestosu’nun yanında yaptığı çağrıdır. Manavın burada vermek istediği mesaj nedir? İdeoloji, sistemle birey arasındaki, sistemin hedefleriyle yaşamın hedefleri arasındaki uçurumu birleştiren bir köprüdür diyor V. Havel. Kendisini gerçeklik yerine koymak isteyen ‘görünenler-appearences’tir.

M. Carney’in buradan geldiği önemli konu, günümüzde demokrasinin, kurallar-hukuk dünyasının sona erdiğidir. Bu, batı uygarlığına yönelik çok esaslı bir uyarı ve D. Trump’a vurulan önemli bir darbe olmuştur.

Kasım 2025’te ABD başkanlığı, ulusal savunma stratejisi adlı bir belge yayımladı. Küresel siyaseti izleyenlerin, özellikle ABD’nin bu siyasetteki rolünü, etkisini bilmek isteyenlerin bu belgeyi internetten indirip okumalarını öneririm. Hemen görecekleri açık bir Avrupa karşıtlığı, beyaz insanın üstünlüğünü korumak üzere çeşitli önlemlerin, mekanizmaların tasarlandığıdır. Bunları gördükten sonra olayların sadece D. Trump’ın narsisizminden mi kaynaklandığı, yoksa onun bu önemli zaafının bugüne kadar daha ustalıklı manivelalarla yönettiği küreselleşmeden mi etkilendiği sorusu düşünülebilir.

Avrupalılaşma, modernleşme ve bunların sonucu olarak liberalleşme ve “wokizm”, bu nedenlerle yalnız ABD değil, dünyadaki öteki sağ akımlar tarafından da benimsenmektedir.

M. Carney’in koyduğu tanı ne ABD ile ne Trump veya onun yardakçıları Vance ve Tom Barrack gibi uzantıları ile sınırlı değildir. Macaristan Başbakanı V. M. Orban’dan, Hindistan Başbakanı N. Modi’ye kadar ve yerkürenin diğer ülkelerinde yönetime el koymuş olan pek çok ülkede ne demokrasiden ne hukuktan adaletten söz etmek artık mümkün değildir. Bu konuda önemli bir gözlemi Microsoft Başkanı, dünyanın en zengin kişilerinden Bill Gates yine........

© T24