menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeşilçam Gerçekten Yeşil Miydi?

16 0
04.09.2025

Bir millet; kendi kahramanlarını unuttuğu gün, başkalarının sahte kahramanlarına hayran olur!

Fulbright ile Başlayan Tahribat

1949’da imzalanan Fulbright Anlaşması, milli eğitimimizin bağımsız ruhunu Batı’nın gözetimine teslim etti. Ders kitaplarının içeriği Batılı uzmanların onayına bağlandı, öğretmen yetiştirme programları yabancı danışmanların denetimine geçti. Milli tarih ve kültür aktarımı ikinci plana itildi.

Fulbright’ın kalemle başlattığı bu gayri milli sürecin, kısa zamanda sinemada karşılığını bulması tesadüf değildi.

Hollywood’un Beyaz Perdesi: Kanı Aklayan Makine

Amerika, işlediği tarihi suçları unutturmak için Hollywood’u kullandı:

- Kızılderili soykırımı kovboy filmleriyle “medeniyet mücadelesi”ne dönüştürüldü.

- Vietnam yenilgisi Rambo’nun tek başına kazandığı zaferlere çevrildi.

- Soğuk Savaş, Rocky’nin ringde attığı yumrukla kazanıldı.

- Afganistan ve Irak işgalleri, “özgürlük ve demokrasi götürme” maskesiyle sunuldu.

Her filmde papaz kutsandı, kilise başköşeye kondu. Hollywood, kendi halkına sahte kahramanlar üretirken, dünya kamuoyunu da zihinsel işgale maruz bıraktı. Amerika her yaptığı soykırım ve katliamdan sonra kanlı ellerini Hollywood’a yıkadı...

Yeşilçam: Görünürde Bizim, Aslında Yabancı

Görünüşte Yeşilçam bizimdi. Ama özünde emperyalizmin maskesi oldu.

- İmam kötü figür, papaz baş köşedeydi.

- Öğretmen, komutan, polis karikatürleştirildi.

- Anadolu insanı cahil ve kaba gösterildi.

- İçki, sigara, kumar “modernlik” diye özendirildi.

Kahramanlarla dolu bir milletin tarihi, kendi evlatlarının gözünde itibarsızlaştırıldı.

Elin adamı karanlık tarihinden, sahte kahramanları dünyayı kurtaran adam diye pazarladı. Biz ise; Oğuzhan'ı, Mete'yi, Alparslan'ı, Osman Bey'i, Fatih'i ve binlerce gerçek kahramanı perde de göremedik.

Fulbright–Hababam Hattı

Fulbright’ın kitapla açtığı gedik, Hababam Sınıfı ile beyaz perdeye taşındı.

Toplumun gözünde “masum güldürü” olan bu filmler, aslında eğitim otoritesini alaya aldı. Öğretmen küçümsendi, disiplin karikatürleştirildi, devletin eğitim sistemi gülünçleştirildi.

Böylece milli olan eğitim, hem sınıfta hem perdede gayri milli hale getirildi.

Müslüman İsimlerin İtibarsızlaştırılması

Yeşilçam’ın kirli bilinçaltı oyunlarından biri de Müslüman isimlerin itibarsızlaştırılmasıydı. Recep, Şaban, Ramazan… Hepsi bir milletin inancıyla yoğrulmuş, maneviyat yüklü isimlerdi. Ama sinemanın o dönemdeki “ustaları(!)” bu isimleri toplumun gözünde alaya alınacak, hor görülecek, saf ve ezik karakterlere yüklediler.

Böylece Recep deyince zihinlerde vakur bir Müslüman değil, komik ve aşağılanan bir figür canlanmaya başladı. Şaban ismi, “İnek Şaban” tiplemesiyle koskoca bir millete........

© Stratejik Düşünce Enstitüsü