menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Sadece güçlüleri' koruyan '5. Madde' Avrupa'da çatlak yarattı: 'Türkiye NATO’dan destek değil, köstek gördü'

10 0
05.10.2026

Slovakya Başbakanı Robert Fico, NATO'nun kolektif savunma sisteminin merkezindeki 5. Madde hakkında yaptığı açıklamayla ittifak içinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Fico, 17 Eylül'de Presov'da yaptığı konuşmada Avrupa'da geniş çaplı savaş ihtimalinin giderek arttığını savunarak, “Slovakya'nın sırf 5. Madde nedeniyle herhangi bir silahlı çatışmanın parçası olmasını istemiyorum” dedi.

Slovak lider, ülkesinin NATO üyeliğine ve yükümlülüklerine bağlı olduğunu belirtirken, başbakan olarak Slovakya'nın silahlı bir çatışmaya sürüklenmesini engellemek için elinden geleni yapacağını söyledi.

Fico'nun çıkışı eleştirilere yol açtı. Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel, NATO'nun sağladığı korumadan yararlanırken başka bir müttefik saldırıya uğradığında müdahil olmak istememenin ittifak dayanışmasıyla bağdaşmadığını savundu.

Ancak NATO'nun 77 yıllık geçmişi, tartışmanın yalnızca Fico'nun açıklamasından ibaret olmadığını gösteriyor.

Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. Maddesi, NATO'nun kolektif savunma anlayışının temelini oluşturuyor. Buna göre Avrupa veya Kuzey Amerika'daki bir NATO ülkesine yönelik silahlı saldırı, bütün üyelere yapılmış saldırı olarak kabul ediliyor. Maddenin 77 yıllık uygulama geçmişi ise çok daha dikkat çekici.

NATO'nun 1949'da kurulmasından bugüne kadar 5. Madde yalnızca bir kez resmen devreye sokuldu: 11 Eylül 2001'de ABD'ye düzenlenen terör saldırılarının ardından. Madde bugüne kadar başka hiçbir üye için işletilmedi. Güvenlik analistlerine göre, NATO tarihinde 5. maddenin yalnızca bir kez (11 Eylül saldırıları sonrası ABD'nin talebiyle) tam anlamıyla işletilmiş olması tesadüf değil. Eleştiriler, ittifakın "çevre" veya "kanat" ülkeleri ulusal güvenlik tehditleriyle karşılaştığında, merkezdeki büyük güçlerin aynı dayanışmayı sergilemekte isteksiz davrandığı yönünde.

Bu tartışmanın tarihsel arka planına bakıldığında, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye'nin ittifak içindeki tecrübeleri, "çifte standart" argümanını destekleyen en önemli örnekleri oluşturuyor.

Türkiye'nin NATO tecrübesi: Kurulan ambargo tuzakları

Türkiye'nin kendi ulusal güvenliğini veya garantörlük haklarını savunmak zorunda kaldığı kriz anlarında, müttefiklerinden 5. madde ruhuna uygun bir destek görmek bir yana, çoğu zaman yaptırım ve ambargolarla karşılaştı.

Türkiye'nin adadaki Türklerin can güvenliğini sağlamak ve uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanmak üzere gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekâtı, NATO müttefiklerinin ağır tepkisiyle karşılaştı. Harekâtın ardından Türkiye'ye destek olmak yerine, başta ABD olmak üzere müttefikler tarafından 1975-1978 yılları arasında ağır bir silah ambargosu uygulandı. Aynı dönemde Federal Almanya da Türkiye'ye yönelik askeri yardımları askıya alarak ittifak ruhuyla çelişen bir tavır sergiledi.

Türkiye'nin 1990'lı yıllarda PKK terör örgütüne karşı yürüttüğü yoğun sınır içi ve sınır ötesi operasyonlar sırasında, NATO müttefikleri istihbarat ve mühimmat desteği sağlamak yerine örtülü ve açık ambargolar yoluna gitti. Özellikle Almanya, Türkiye'nin terörle mücadelesini gerekçe göstererek zaman zaman silah satışlarını durdurdu ve NATO'nun güney kanadının güvenliğini zafiyete uğratabilecek adımlar attı.

Suriye'deki iç savaşın Türkiye sınırlarına sıçraması ve balistik füze tehdidinin artması üzerine Ankara, NATO'nun 4. maddesini (istişare) işletmiş ve hava savunma sistemi talep etmişti. ABD, Almanya ve Hollanda tarafından gönderilen Patriot bataryaları, sınırda tehdidin en yüksek olduğu, sınır ihlallerinin ve çatışmaların yoğunlaştığı 2015 yılında müttefikler tarafından aniden geri çekildi. Türkiye, varoluşsal bir sınır güvenliği sorunuyla baş başa bırakıldı.

Günümüzde "ittifak dayanışması" kavramını en çok zedeleyen konulardan biri, NATO'nun lider ülkesi ABD'nin ve bazı Avrupalı müttefiklerin, Türkiye'nin terör örgütü olarak kabul ettiği ve sınır ötesi harekâtlar düzenlediği YPG'ye (PKK'nın Suriye uzantısı) binlerce tır dolusu silah yardımı yapmasıdır. Türkiye bu tehdidi bertaraf etmek için Suriye'nin kuzeyine operasyonlar düzenlediğinde (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı), NATO ülkeleri destek vermek yerine Türkiye'ye yönelik yeni silah satış kısıtlamaları getirmiş, Avrupa ülkeleri ve Kanada gibi müttefikler İHA kameraları dahil birçok kritik parçada ambargo uygulamıştı.

Müttefik mi, düşman mı?

Türkiye'nin yarım asrı aşan tecrübeleri, NATO'nun ortak savunma şemsiyesinin büyük güçler için bir güvenlik garantisi, diğer üyeler için ise dış politikalarını Batı'ya entegre etmeye yarayan, ancak kriz anlarında tek yönlü çalışan bir mekanizma olduğu yönündeki tezleri güçlendiriyor. Dış politika uzmanı Hasan Erel, NATO’nun kuruluşundan Soğuk Savaş sonrasına, Türkiye’nin ittifak içindeki konumundan Ukrayna krizine kadar uzanan süreci........

© Sputnik Türkiye