İstatistiklerin Söylediği: Türkiye Yaşlanıyor
Türkiye’de yaş meselesi artık bireysel bir hayat evresinin ötesine geçerek; doğrudan doğruya toplumsal yapıyı ve ekonomik dengeleri belirleyen bir olgu haline geldi. 65 yaş sınırını aşan her birey, yalnızca kendi yaşam deneyimini değil, aynı zamanda hızla değişen bir demografik yapının da parçasını temsil ediyor. Bu nedenle yaşlılık, bugün sadece kişisel bir durum değil, kamusal bir mesele olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılına ilişkin “İstatistiklerle Yaşlılar” verileri bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor. Son beş yılda yaşlı nüfus yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaşarak, toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1’e yükselmiş durumda. Bu oran, artık Türkiye’nin genç nüfus avantajını hızla kaybettiğini gösteriyor. Dahası, mevcut eğilimler sürdüğü takdirde 2100 yılında yaşlı nüfus oranının yüzde 33,6’ya, hatta doğurganlık oranındaki düşüş devam ederse yüzde 42,8’e kadar çıkacağı öngörülüyor.
Bu tablo, sadece demografik bir değişim değil; aynı zamanda derin bir sosyolojik dönüşüme işaret ediyor. Çünkü bir toplumun yaşlanması, aile yapısından üretim ilişkilerine, dayanışma biçimlerinden tüketim alışkanlıklarına kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor.
Geleneksel olarak geniş aile yapısına dayanan Türkiye’de, yaşlıların aile içinde korunması ve desteklenmesi uzun yıllar temel bir sosyal güvenlik mekanizması işlevi görüyor. Ancak bugün bu yapı giderek çözülüyor. Veriler, yaşlı bireylerin önemli bir kısmının hâlâ çocuklarıyla birlikte yaşadığını........
