Kamera Bir Ayna mıdır?
Fotoğraf makinesini ilk eline alan birine sorsanız, büyük ihtimalle şöyle cevap verir: “Dünyayı kaydediyorum.” Çünkü çoğu insan kamerayı bir pencere gibi düşünür. O pencereden dışarı bakarız ve gördüğümüz manzarayı olduğu gibi kaydederiz. Sokaklar, insanlar, binalar, ışıklar… Hepsi objektiften geçer ve bir karede donup kalır. Ama yıllar boyunca fotoğraf çektikçe insan başka bir şey fark etmeye başlar. Fotoğraf makinesi yalnızca dünyayı göstermez. Bazen bizi de gösterir.
Hatta çoğu zaman dünya ile fotoğrafçı arasında kurulan görünmez bir ilişkiyi ortaya çıkarır. Çünkü fotoğraf yalnızca gördüğümüz şey değildir; gördüğümüz şeyi nasıl gördüğümüzdür. Aynı sokakta yürüyen iki fotoğrafçıyı düşünün. Aynı kaldırımlarda yürürler, aynı ışığın içinden geçerler, aynı insanların yanından geçerler. Ama ortaya çıkan fotoğraflar birbirine hiç benzemez. Birinin kadrajında yalnız bir adam vardır, diğerinin kadrajında pencereden bakan bir çocuk. Birinin fotoğrafında sert gölgeler vardır, diğerinin fotoğrafında yumuşak ışıklar. Çünkü kadraj yalnızca gözle kurulmaz. Kadraj çoğu zaman insanın iç dünyasıyla kurulur. Fotoğrafçının neye dikkat ettiği, hangi detayda durduğu, hangi anı beklediği onun karakteriyle ilgilidir. Kimileri kalabalıkların içindeki yalnız insanları fark eder. Kimileri eski kapıların, yıpranmış duvarların peşine düşer. Bazıları........
