Basiret Bağlanması
İnsanoğlu, yüzyıllar boyunca elde ettiği tecrübeleriyle edindiği mantık süzgeçlerine ve kendini her türlü tehlikeden koruyabileceğine inandığı muhakeme gücüne sarsılmaz bir inançla bağlıdır; ancak hayatın öngörülemez akışı içinde ansızın beliren kritik eşikler vardır ki, böyle bir durumda zihnimiz bir saniyelik zaman diliminde yerle bir olur ve Türkçemizde “basiret bağlanması” olarak adlandırılan zihinsel kâbus ortaya çıkar. Dolandırıcılık veya zihinsel manipülasyon sanatı, tam da bu koruyucu kalenin kapılarını dışarıdan bir zorlamayla değil, içeriden kilitler; kurbanın zihninde ansızın beliren bir panik, gözü bürüyen bir hırs, temelsiz bir aşırı güven ya da derin bir duygusal zafiyet anı, rasyonel düşüncenin aydınlatıcı ışığını tek bir dokunuşla söndürür. İnsan, fırtına dindikten ve sis perdesi dağıldıktan sonra kendi kendine o kaçınılmaz soruyla baş başa kalır: “Nasıl oldu da bu kadar açık, bu kadar göz göre göre gelen bir tuzağı göremedim, nasıl oldu da kendi felaketime giden o adımı düşünmeden attım?” Bir anlık algı kayması veya yapay bir kriz ortamı, tıkır tıkır işleyen devasa bir aklı sanki hipnoz edilmişçesine pasifleştirir; öyle ki dışarıdan bakıldığında akıl almaz bir mantıksızlığın tam ortasında bile kişi, kendi sonunu hazırlayan adımları atmaya felaketine giden yolun taşlarını adeta kendi elleriyle döşemeye, mantıksızlığı mantıklaştırmaya devam eder. Bu süreçte yaşanan sarsıntı sadece somut bir varlık veya maddi bir........
