menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“SİYASİ MESİHÇİLİK” VE TEK ADAM REJİMİ

10 0
18.08.2026

Siyaset bilimi yazınında, 1952 yılında yayınlanan "The Origins of Totalitarian Democracy" (Totaliter Demokrasinin Kökenleri) kitabında ilk kez Jacob Leib Talmon’un kullandığı “Siyasi Mesihçilik” (Political Messianism) kavramı kısaca; “dini inançlardaki ‘Mesih’ kimliğini seküler ideolojilere ya da siyasi hareketlere uyarlama” biçiminde tanımlanıyor ve başlıca özellikleri;

• Siyasetin, uzlaşma ve müzakere olmaktan çok kıyıcı bir mücadele alanı olarak algılanması,

• Yandaşlarla karşıtların "biz ve onlar" diye mutlak biçimde ayrıştırılması;

• Yandaş olmayanların yalnızca siyasi rakip değil, kurtuluşun önündeki engeller ve "kötülük odağı” olarak nitelenmesi,

• Söylemlerin, geçmişin altın çağına dönüş ya da parlak bir gelecek vaadi üzerine kurulması,

• Liderin, sıradan bir siyasetçi değil, toplumu krizlerden, adaletsizliklerden, düşmanlardan kurtaracak yanılmaz bir kişi olarak görülmesi,

Şeklinde sıralanıyor.

Bu bağlamda Siyasi Mesihçilik, bireylerden topluluğa, oradanulusa değin uzanan ve insanların siyaseti algılama biçimi olarak doğsa da toplumda yaygınlaşıp egemen düşünce haline geldikçe radikal bir siyaset yapma tarzına dönüşen, ideolojilerden bağımsız bir anlayıştır.

Büyük ortak sorunlardan; bir araya gelerek, öz güçleriyle kendilerini kurtarma kültürü gelişmemiş halkların, özgüven yoksunu ulusal karakterinde bulunan “Siyasi Mesihçilik” anlayışı günümüz dünyasında, farklı halklar arasında da hızla yayılıyor.

Alışılmış kurumsal ve rasyonel siyasetin iktisadi, toplumsal ve kimlik kaygılarını uzun süre gideremediği ülkelerde, mahkemeler, geleneksel medya, bürokrasi gibi kurumsallaşmış yapılar "yetersiz, yozlaşmış ya da işe yaramaz” diye nitelenmeye başlıyor.Demokrasiye ve demokratik kurumlara güvenini yitiren halk kitleleri, kronikleşmiş ortak sorunlarının çözümü için karizmatik lider arayışına yöneliyorlar.

İnsanların, yaşanan sorunlardan kurtuluşu kurallarda değil, kişilerin karizmasında aradığı hemen her ülkede, söylemlerinde "kriz anlatıları ve modern popülizmi” birleştiren siyasetçiler veörgütler, akıl dışı (irrasyonel) da olsa tezlerini kolayca inancadönüştürebiliyorlar. Bu örgütler, kendi liderlerini kitlelerin aradığı“o kurtarıcı” olarak öne çıkarıyorlar.

O liderler, kitlelerin beklentilerini karşılayacak kişi olarak seçilipiktidara geldiklerinde, “halkın, belirli bir süre için ülkeyi yönetmegörevi verdiği kişi” gibi değil, destekçilerinin beklediği biçimde,“toplumu karanlıktan çıkaracak bir Mesih" gibi davranıyorlar. Liderin destekçilerinde, inanca ve güvene dayalı sımsıkı bir sadakat bağı oluşuyor.

İktidarın yönetim tarzı ve yanlışlarına yönelik, rasyonel (akılcı) muhalif eleştiriler; demokratik uzlaşı, saydamlık, yasallık, denetime açıklık gibi kavramları anımsatma çabaları, “aradığıMesihi” bulmuş olmanın coşkusu içindeki kitlelerde hiçbir karşılık bulmuyor.

İktidar erkinin, halkın tercihi ile kurumlardan kişiye kayarak tek elde toplandığı ve rasyonel eleştirinin yerini inanç ve sadakatin aldığı bu ortamda,

• “Dış ve iç düşmanlar, büyük tehlike ve beka........

© Sonsöz