menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ARAF KIRMIZIYA BOYANDI

2 0
yesterday

Bazı insanlar yaşadıkları şehirde sadece görülmez; o şehrin hafızasına dönüşür. Varlıklarıyla sokaklara anlam, renk ve duygu katarlar. Onlar aramızdan ayrıldığında ise yalnızca bir insanı değil, bir dönemi, bir alışkanlığı, bir simgeyi de uğurlarız.

Konya, işte böyle bir vedaya uyandı. Herkesin Kırmızılı Kadın, Sultan Abla diye tanıdığı Sultan Özcan artık aramızda değil. Bir şehrin en canlı rengi soldu. Onu tanımayanlar için kırmızı, sadece bir renkti. Onu tanıyanlar için ise baştan sona acıyla, direnişle yazılmış bir hayat hikayesiydi. Çünkü bazı insanlar siyah giyerek yas tutar, bazıları ise kırmızı giyerek kadere meydan okur.

Sultan Abla’nın kırmızısı ne modaydı ne de sıradan bir tercih… O kırmızı; yarım kalmış bir sevdanın, susturulmuş bir kadının, yıllarca içine akıtılmış gözyaşlarının ve her şeye rağmen vazgeçmeyen bir kalbin rengiydi. Daha 15 yaşında, çocukluk aşkıyla evlendi. Aksaray'ın bir köyünden Hakkari’ye, Giresun’a uzanan yollarda, sevdiği adamla kurduğu hayatın sonsuza kadar süreceğini sandı. Fakat bazen insan en çok, sonsuza inanırken yaralanıyor. Kıskançlıklar gördü, ağır şiddete maruz kaldı. Kırıldı. Sustu. Ve bir kadının duyabileceği en ağır kararla, çocuk sahibi olamadığı gerekçesiyle 1995 yılında tek başına terk edildi.

O gün yalnızca eşini kaybetmedi. Bir kadının kurduğu geleceği, anne olma hayalini, ait olduğu yuvayı ve kendine duyduğu güveni de kaybetti. Arkasından annesinin ölümü geldi; hayat onu bir ağabey evinin bodrum katına kadar savurdu. Sekiz yıl boyunca o karanlık bodrumda yaşadı.

Ve bu derin karanlığın ortasında, insanlığın ve vicdanın tam kalbine şu kahredici soru saplanıyor: Değdi mi? Gencecik bir kadının umutlarını, hayallerini ve istikbalini o karanlık bodrum katına diri diri gömmeye değdi mi? Bir insanın enkazı, bir mazlumun gözyaşları üzerine kurulan bir yuvada hakiki bir huzur bulunabilir mi, yoksa o can yakan ahın gölgesinde sahte bir saadet mi yaşanır?

İnsan hafızası unutkanlık hastalığı ile sakatlanmıştır, doğası gereği unutur. Ama alemlerin Rabbi olan mutlak adaletin........

© Sonsöz