“Sesini Duyuramayan Çocukların Hikâyesi”
Sevgili okurlarım, bu haftaki yazımda hepimizin içini bir yerinden sızlatan bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Geçmişin çocukluklarına, aile sofralarına, mahalle aralarına… Sonra da bugünün çocukluklarına, ekran ışığına boğulmuş odalara, aynı evin içinde birbirine uzak düşen ailelere. Çünkü çocukluk değişti; ama çocukların kalbi aynı kaldı.
Bir zamanlar çocukluk, sokağın tozuyla ölçülürdü. Dizler yara bere içinde eve dönülür, kapı açıldığında kızgın bir bakışın arkasından mutlaka bir merhem gelirdi. Evler küçüktü belki ama kalpler genişti. Anne babalar yorgundu ama birbirinin gözünün içine bakardı. Konuşmalar kısaydı, duygular uzundu. Sevgi yüksek sesle söylenmezdi; bir tabak fazla koymak, “üşüdün mü” diye sormak yeterdi.
Aile, bir çatıdan ibaret değildi; bir dayanaktı. Yanlış yapan çocuk yalnız bırakılmazdı. Mahalle, görünmez bir güvenlik ağı gibiydi. Herkes birbirini tanır, herkes bir şekilde sahiplenirdi. Çocuk, hata yapmanın dünyanın sonu olmadığını ama sorumluluğu olduğunu öğrenirdi. Sınırlar vardı, evet; ama sınırların ardında şefkat beklerdi.
Bugünse çocukluk başka bir hızda yaşanıyor. Evler daha konforlu, oyuncaklar daha pahalı, imkânlar daha geniş. Ama aynı evin içinde herkesin dünyası ayrı. Anne baba işin yüküyle, çocuk okulun ve........
