Falsifikasyon III: Acele etmeden, eğleşerek giden diplomatların gizli tarihi
Molotov-Ribbentrop Paktı 23 Ağustos 1939’da Kremlin’de imzalandı. Stalin arkada dikilirken Molotov ile Ribbentrop’un anlaşmayı imzaladıkları anı yakalayan fotoğraf karesi tarihe geçti. Anlaşmadan sekiz gün sonra Alman orduları Polonya’ya girdiler. İşgal için kullanılan mazeret ise artık hazır reçete gibiydi; Polonya’nın Alman kökenli vatandaşlarına zulüm etmesi. Sovyetler de anlaşmanın verdiği yetkiyle Estonya, Letonya ve Litvanya’yı ilhak etti, Polonya topraklarına girdi ve Curzon Hattı diye bilinen hatta kadar işgal etti Polonya’nın doğusunu. Artık Nazi Almanyası ile Sovyetler sınırdaş olmuşlardı.
Peki ama yıllarca Troçkistlerin ve Sovyetlere dost olmayan diğer Marksistlerin Sovyetleri eleştiri bombardımanının hedefi haline getirmesine yol açan bu görünümü hoş olmayan anlaşmayı Sovyetler neden imzalamıştı acaba? Sadece fotoğraf karesine baktığınızda hoş bir görüntüyü yansıtmıyor tabii ki. Ama tarihi yorumlamak donmuş görüntüleri yorumlamaktan öte bir şeydir. Sovyetler bu anlaşmayı imzalamak zorunda bırakıldılar. Sıkıştırıldıkları dar alanda yapabileceklerinin en iyisi zaman kazandıran bu anlaşmayı imzalamaktı.
Sovyet hariciyesi 1920’lerin sonundan Molotov-Ribbentrop Paktı’na kadar aslında Avrupa’nın iki liberal demokrasisiyle kalıcı ve Avrupa güvenliğini sağlayacak bir anlaşma imzalamak için çok çalıştı. Bu uğurda iki bakanın başı yandı. Önce Çarlık hariciyesinden gelme Goergi Çiçerin (ki aslında Slavofil bir tutucuydu) sonra da daha kozmopolit ve batıya selefi kadar soğuk bakmayan Maxim Litvinov, Fransa ve İngiltere’yi masaya oturtmak ve giderek yükselen Alman saldırganlığını kolektif bir şekilde önleyecek bir savunma paktının imzalanması için çok uğraştılar. Sovyetler iki savaş arası dönemde bir eğilim olarak Avrupa’nın güvenliğini ilgilendiren tüm toplantılardan ve anlaşmalardan dışlandı. Sovyet hariciyesi altta yatan gizli eğilimi doğru yorumluyordu. Nazı saldırganlığı önce Avusturya’yı, sonra da tüm Çekoslovakya’yı yutmuştu. Genişleme sürekli olarak doğuya doğruydu. Doğuya, kime karşı? Dolayısıyla Fransa ve İngiltere’nin her oyalama taktiği Sovyet hariciyesindeki kaygıyı arttırıyordu.
1938 Münih Anlaşması kepazeliğinden sonra Alman saldırganlığının yöneleceği tek bir hedef kalmıştı: Polonya. Sağır sultan bile 1939’un başından beri Almanların yeni hedefinin Polonya olacağını biliyordu. Fransa ve İngiltere’nin Polonya’ya verdiği garantiler açıktı, bir saldırı durumunda Polonya’yı savunmak zorundaydılar. Dahası Fransa’nın tarihsel olarak Polonya ile bağları çok güçlüydü. Polonya, Fransa için, kendisine karşı elbirliği etmiş Rusya, Avusturya ve Prusya monarşileri tarafından üç kez paylaşılmış bir kurbandı ve doğal bir müttefikti. Kısacası duygusal olarak Polonya hem Çekoslovakya’dan hem de Avusturya’dan farklıydı. Bu nedenle 1939’un yaz aylarının başında yükselmeye başlayan Nazilerin “Polonya’daki esir ve mazlum Almanlar” demagojisinin mesajını doğru anladılar. Dahası Versailles’ın Almanlara bıraktığı Gdansk (Almanca adıyla Danzig) dar bir koridor ile Almanya’ya bağlanıyordu ve bu kentte Naziler çok erken tarihlerde hükümranlığı ele almışlardı. Sürekli olarak Polonyalılara sorun çıkarıyorlardı.
Polonya ise bir tür gaflet uykusu içindeydi. Sıranın kendisine geldiğinin bilincinde miydi bilinmez ama Nazilerden daha çok Sovyetlerden korkuyordu. Malum, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesine uygun olarak Lenin ve Bolşevikler Polonya’ya bağımsızlığını neredeyse armağan etmişlerdi (ki bu durum Rosa Luxemburg ile Lenin arasında ciddi bir tartışmaya yol açmıştı). Ancak hemen ertesinde Polonya’da yönetimi ele geçiren Mareşal Pilsudski ve hempası Sovyetlerde iç savaşı da fırsat bilerek Sovyetlere saldırmış ve hatta Leh orduları Moskova’ya bir hayli yaklaşmışlardı. Sonra toparlanan Kızılordu Polonyalıları gerisin geriye, Varşova önlerine kadar sürmüştü. Varşova önlerinde yapılan tayin edici savaşı Polonya kazanmış ve yapılan anlaşmayla toprak kazanmıştı.1 İki savaş arası dönemde Polonya’nın dış politikasını anti-Alman hat değil anti-Sovyetik / anti-Komünist hat belirlemişti. Polonya her şeyden çok Sovyetlerden korkuyordu. Bu nedenle Alman saldırısına karşı savunma amaçlı bile olsa topraklarında Kızılordu’yu istemiyordu. Bunun bedelini ağır ödeyecekti.
1939 yazı gerçekten çok belirleyiciydi. Polonya üzerinde biriken kara bulutları gören İngiliz ve Fransız hariciyeleri istemeseler de Sovyetler ile bir savunma anlaşması........
