Falsifikasyon I
Geçenlerde Auschwitz Toplama Kampı’nın Kızılordu tarafından kurtarılmasının yıldönümünü andık. Bu türden günlerde geçmiş, onun tüm siluetleri, ondan geriye kalan tüm hafıza canlanır gözlerimizin önünde. Ancak bu canlanma akan bir film şeridi gibi gerçekleşmez, çünkü bugünden geriye bakan bizler açısından o dönemde gerçekleşen tüm olayları olduğu gibi yaşamak ve hatırlamak mümkün değildir. O hafıza ve görüntüler fotografik bir formda hatırlanırlar. Örneğin aklımıza hemen Kızılordu askerlerinin Brandenburg Kapısı’nın tepesine diktikleri kızıl, orak çekiçli bayrak gelir aklımıza. Bayrak dalgalanmaktadır, bayrak direğini tutan askerin mutlu ve coşkun yüzü, arka planda ise yer yer yıkılmış Berlin donmuş bir şekilde düşer hafızamıza.
Auschwitz denilince de gaz odalarından çıkarılmış, yarısı yanmış ve zayıflıktan kemikleri sayılır hale gelmiş insan bedenleri, kurtulanların açlık ve hastalığın izlerini taşıyan, umutsuz bakışların ve artık tamamen boşvermişliğin yerleştiği suratlarını veren fotoğraflar gelir aklımıza. 1919 ile 1945 arasında giderek karanlık bir kıtaya dönüşen Avrupa’nın tükenmişliğinin, pespayeliğinin, kendi içinden çıkardığı faşizmin yarattığı yıkımın fotoğraflarıdır bunlar. 1943’ün yaz aylarında Wehrmacht, yani Alman Ordusu ve müttefikleri Leningrad’ı kuşatmış ve Moskova’nın dış varoşlarına dayanmış durumdadır. Avrupa haritasında Portekiz kıyılarından, Cebelitarik’tan Moskova’nın batı yakasındaki varoşlara kadar tüm Avrupa faşizmin siyahına boyanmıştır; karanlıktır, kapkaranlıktır. Hitler, Mussolini, Salazar, Franco, Petain, Horthy, Metaxas, Antonescu, yani Avrupa’nın tüm faşist diktatörleri Sovyet Sosyalizmine karşı kutsal bir sefere çıkmış durumdadırlar 1943 yılında. Avrupa’nın her tarafını Nazi uşağı Quislingler sarmış durumdadır. Bir belirleme ile başlayalım, Avrupa karanlığını temizleme onuru herkesten daha fazla Kızılordu’ya aittir.
Bu gerçek şimdi Batı medyası, burjuva tarihçiler, burjuvazinin kültür dünyası tarafından yok sayılmaktadır. Avrupa’yı faşizme ve insanlık tarihinin gördüğü en vahşi, en insanlık dışı savaşa götüren dinamiklerin tarihi anlatılırken neredeyse tüm suç Komünistlerin ve Sovyetler Birliği’nin üstüne atılmaktadır. Dahası savaşın tarihi yazılırken Kızılordu’nun ve Sovyet Anavatan savunmasının rolü tarih sayfalarından silinmeye çalışılmaktadır. Adına falsifikasyon deniyor, tarihi çarpıtma demektir. Burjuvazinin zihinleri doktrinize eden ve dokuyan borazanları faşizmi yaratan burjuva dünyasının kendisini kurtarıcı ilan etmek için durmadan, bıkmadan çalışmaktadırlar. Falsifikasyon ile savaşmak ve deşifre etmek önemlidir.
Toplama kamplarının çok büyük bir bölümü Almanya’nın doğusunda ya da Alman işgaline uğrayan Doğu Avrupa ülkelerinde kuruldular. İki nedeni vardı. Birincisi Doğu ve Orta Avrupa Yahudilerin daha yoğun olarak yaşadığı yerlerdi, Aşkenaz Yahudi nüfusun yoğun olduğu yerlerin yakınında toplama kampı kurmak daha elverişliydi. İkincisi de bu kamplar aynı zamanda Slavik doğuya yakın olmak zorundaydı. Toplama kampları toplama yerleri değildi, yok etme fabrikalarıydı. Yahudiler ve Slavları yok etmek Nazi Almanya’nın Lebensraum politikasının, yani doğuda yeni bir yaşam alanı yaratma projesinin ürünüydü. Bu kampların büyük bir bölümü Amerikan veya İngiliz birlikleri tarafından değil, coğrafi yerleri dolayısıyla da Kızılordu tarafından özgürleştirildiler.
Bu bir gerçekti, sağ kalabilenleri Kızılordu kurtardı. Ancak savaştan sonra, soğuk savaş dönemlerinde bir tür propaganda başlatıldı. Bu propaganda şimdi de sürdürülüyor. Toplama kamplarından kurtarılan Yahudilere özürlük tanındı, bir bölümü Batının gelişmiş kapitalist ülkelerine, bir bölümü bir süre sonra İsrail faşizmini yaratacak şekilde Kutsal Topraklara göç ettiler. Geri kalanları ise artık sosyalistleşen Doğu Avrupa’da ikamet etmeyi tercih ettiler, zaten vatanları olduğu için. Soğuk Savaş dönemlerinde veya şimdilerde sürdürülen kara propaganda Sovyetlerde veya Doğu Avrupa’nın Halk Demokrasilerinde kalmayı başta tercih eden ancak sonra Batı'ya kaçan toplama kampı mağdurlarının anılarına dayanmaktadır. Bu anılara göre başta kendilerini kurtaran Sosyalizmin topraklarında yaşamayı tercih edenler, bir süre sonra Sosyalist toplumun kendisinin de bir tür toplama kampı olduğu gerçeğinin ayırdına vardıkları için Batıya kaçmayı tercih etmişlerdir. Bu terane yıllardır tekrarlanmaktadır.
Çok ikiyüzlü bir taktiktir. Öncelikle toplama kamplarını özgürleştiren Kızılordu’nun tarihi onurunu derdest etme amacını taşımaktadırlar. İkincisi ise bu sonradan gidenlerin önemli bir bölümü Batılı istihbarat örgütlerinin soğuk savaş silahına dönüşmüşlerdir. İsrail’e gidenler ise, kampların özgürleştirilmelerinin hemen ertesinde gidenlerle birlikte İsrail pogromculuğunun, katliamcılığının yaratılmasında başrollerden birini oynamışlardır. İsrail bir patoloji üzerinde kurulmuştur, ezilenlerin ve yok edilenlerin kendilerinin yok eden ve ezen haline gelmesi toplumsal bir patolojiye işaret eder. Toplama kamplarından kurtarılmış, ama Filistinliler için muntazam toplama kampları yaratmışlardır. Doğu Avrupa’nın II. Savaş öncesinde yarattığı karanlık gericilik Sosyalizmden kaçan güruh tarafından Batıya taşınmış ve Soğuk Savaş sürecinde emperyalizmin emrine amade kılınmıştır.
Bir dönemler........
