menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sermayenin damızlık emekçi ihtiyacı

9 0
yesterday

Çok sayıda insan birkaç gündür, sonuçsuz kalmaya mahkûm bir çaba içinde, dinci gericilere, hayvansever kadınların bu sevgiyi çocuk sevgisini ikame etmek için hissetmediğini, “çocuk yapmak yerine hayvan bakmak” gibi bir tercihte bulunmadığını anlatmaya ve onları buna ikna etmeye çalışıyor.

Bu çaba sonuçsuz kalmaya mahkûm, zira dinci gerici ideolojinin dünya algısında tüm gerçeklik, “başlangıçta ruh vardı ve ruh maddeyi yarattı”dan itibaren baş aşağı duruyor. Dinci gericilik, tam da bu yüzden, “işçiler patronu zengin etmez, patron işçilere ekmek verir” yalanı üzerine kurulu olan düzenle uyumlu.

Öte yandan, sadece dinci gericiler değil aşağı yukarı herkes dünyayı baş aşağı zannettiği, duygu ve düşüncelerinin maddi yaşantının sonucu ortaya çıkan değil “içinden gelen” şeyler olduğunu sandığı için, konu hayvan sevgisi, çocuk sevgisi, annelik başlıklarına kilitlendi.

Oysa mesele bu değil. İçinde yaşadığımız düzenin büyük bir nüfus sorunu var, bu sorun Türkiye’de son yıllarda çok akut bir hal aldı ve kapitalist devlet, canhıraş bir çaba içinde çözüm arıyor. 

Doğurganlık hızı, toplumda ortalama kadın başına kaç çocuk yapıldığını gösterir ve 2,1, uzun dönemde nüfus yenilenmesini sağlayan minimum hızdır. Yani ortalamada her kadın 2,1 çocuk yaptığında uzun vadede nüfus artmaz ve azalmaz. 

Bu hız zengin, emperyalist ülkelerde 1970’lerin sonundan bu yana 2’nin altında; Türkiye’de ise 1960’lardan bu yana sürekli olarak düştü. Bu düşüş AKP iktidarı döneminde de (2012-2014 arasındaki üç yıl hariç) sürdü ve 2017 itibarıyla nüfus yenilenme oranının altına indi. Şu anda ise ülkemiz, kişi başı gelirde olmasa da doğurganlık hızı açısından zengin ülkeleri yakalamış durumda.

Bu arada, doğurganlık hızı dünya genelinde de 2,2’ye, yani neredeyse nüfus yenilenme oranına kadar düşmüş durumda.

Çarpıcı olguların bilimsel açıklamaları düzen açısından can sıkıcı ve düzeni sorgulatıcı olduğundan komplo teorileri yardıma çağırılır. Kafasını kabilesinin zürriyetiyle bozmuş sağcıların inanmayı pek sevdiği, Bill Gates gibi kimi zenginlerin dünya nüfusunu radikal biçimde düşürmeye çalıştığını iddia eden “depopülasyon komplosu”, şu an yaşanmakta olan krizin gerçek nedenlerini örtmek için uydurulmuş bir hurafedir. Oysa bu dünyanın zenginleri, her zaman bunu açıkça söylemeseler de Elon Musk gibi düşünür1; zira zenginliğin emekçi kitleler tarafından üretilip çok eşitsiz biçimde aylak egemenlerin elinde toplandığı bir düzende nüfus artışı ile zenginlik artışı birbirini besleyen parametrelerdir. Dolayısıyla Arjantin’in sağa sola motorlu testere sallayan devlet başkanı Milei gibi ultra liberallerin aynı zamanda başta kürtaj olmak üzere her türlü doğum kontrolüne karşı olmaları, bunları sadece zenginlerin erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştürmek istemeleri alçakça ama tutarlıdır.

Bunu genelde içine soktukları dinci gerici ideoloji ise işin kılıfıdır. Örneğin islamcılar sürekli “her çocuk rızkıyla gelir” der. Oysa bu da bir baş aşağı dünya tasavvurudur: Kimse rızkıyla doğmaz ama insanlar kendi geçimlerini emekleriyle ürettikleri için tabii ki nüfus artışıyla üretim artışı arasında uzun vadede olumlu bir ilişki bulunur.

Zaten günümüzde insanlığın nüfus artışının durmasıyla bu olumlu ilişkinin zayıflaması arasında çok güçlü bir bağ var. Bu da bizi konunun bam teline getiriyor.

Gericilere bakılırsa, bugün insanlar modern hayatın bireysel konforlarına ve hazlarına alıştıkları için çocuk sahibi olmanın zorluklarına katlanmak istemiyor, bu yüzden çocuk yapmıyorlar. Çocuk yapmamayı esasen “modern kadının bencilliği” olarak çerçeveleyen bu ideolojinin gerçekle alakası yok; zira tarih boyunca ve bugün yoksullar zenginlerden, konforsuzlar konforlulardan daha çok çocuk yaptı, yapıyor. Bu yüzden, “laik modern kadın çocuk yapmıyor, onlara özendikçe bizimkiler de yapmıyor” akıl yürütmesi bir kafasızlık örneği.

Ne var ki, karşı taraftan sunulan “sen bir çocuk kaç paraya büyütülüyor biliyor musun?” argümanı da fazlaca indirgemeci ve sağcıların “eskiden çamaşır bulaşık makinesi yoktu, şimdi ev işleri çok kolay kadınlar yine de doğurmuyor” homurdanmasının tersten tekrarından ibaret. İnsanlar gerçekten de elli yıl önce, bugünkünden çok daha zor ve konforsuz koşullarda yaşarken ortalamada bugünün iki katından fazla çocuk yapıyordu ve böyle hareket etmelerinin sebebi çocuklarının geleceğini ya da iyiliğini umursamamaları, bilinçsiz ebeveynler olmaları falan değildi. Bundan daha karmaşık bir meseleyle karşı karşıyayız.

Bu noktada, insanların neden çocuk sahibi olduğuna dair bir genelleme yapmak zorundayız.

Zannedilenin aksine, insanlar hayatlarını değiştirecek temel kararları içgüdüleri ya da dürtüleriyle de, enine boyuna düşünerek de değil; toplumsal varoluşları ve tecrübeleriyle şekillenmiş sezgileriyle alır. Kapitalist toplumda (1) servet ve sermaye sahipleri, kendi varoluşlarını bunlar........

© soL