menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir umut, tüm umut…

13 0
21.05.2026

Geçtiğimiz hafta sonu, Türkiye Komünist Gençliği’nin Taksim’deki binasında gençlerle Ekim Devrimi konusunda sohbet etmeye davetliydim. Biraz erken geldiğim için bir durak önce indim ve Taksim Meydanı’na anılar ve düşünceler eşliğinde Gezi Parkı’ndan geçerek çıktım.

Nostalji hemen her zaman avuntu arayışından doğar ve umudu da, mücadeleyi de ikame ederek baltalayan bir tarafı vardır; bu yüzden bizden uzak olsun. Öte yandan, hiçbir toplumsal olgu boşlukta peyda olmaz; tek tek insanlar gibi toplumlar da yaşanmışlıkların bakiyesidir, tarihseldir. Dolayısıyla, yarın için mücadele ederken, bunu olumlu ve olumsuz anlamda hangi birikimle yapıyor olduğumuzu kavramak zorundayız.

Bu yazıda bu konuda birkaç şey söylemeye çalışacağım.

Kemal Okuyan, bir kitabında “tarihsel anlam kazanan ‘kuşak’lar iki atılıma birden nadiren öncülük edebilir” diyor.1 Çok isabetli bir tespit olduğunu ve bu tespitin artık kendi kuşağım için söylenebileceğini düşünüyorum. “Kendi kuşağım” derken, Türkiye’yle sınırlı tutmadan 1970’lerin ikinci yarısı ile 1990’ların birinci yarısı arasında doğanları kast ediyorum: Sovyet sosyalizminin 1945’teki zaferi sonrasında kapitalist dünya çapında işçi sınıfına “refah devleti” ve “kalkınmacı devlet” kavramlarıyla tanımlanan ödünler vermek zorunda kalan sermaye düzeninin, bu kazanımları geri almaya yönelik “neoliberalizm” olarak isimlendirilen saldırısının içine doğan; bu kazanımların farkında olan, son kırıntılarından faydalanan ve bunları yaşarken kaybeden kuşaktan bahsediyorum.

Bu kuşağın Türkiye’de aşağı yukarı 12 Eylül dönemi çocukları olması tesadüf değil. Sermayenin saldırısı hemen her yerde benzer bir şiddetle başlatılmıştı.

Türkiye’de bu kuşak parasız ve kaliteli eğitim olanağıyla büyüdü ve bu olanağın yok olmasını gördü. Çalışkan ve “başarılı” (biraz da şanslı) olursa ebeveynlerinden daha yüksek bir refaha ulaşabileceği bir hayat yaşadı ve bu kapıların kendi çocukları için kapanmasını izledi. Ailesinden zenginliğin, bilhassa da aylak zenginliğin ve bencilliğin ayıp, çalışkanlığın ve özgeciliğin saygın olduğunu öğrendi ama bu saygın kavramlar gözü önünde enayilikle eşitlendi.

Dünya çapında Sovyet sosyalizmi ve Türkiye’de 1923 Cumhuriyeti, birbiri ardına ve birbirine sıkı sıkıya bağlı biçimde, bu kuşağın üzerine çöktü.

Bu kuşak bir yenilgi kuşağıdır.

Bu uzun yenilgi dönemi kendi ruh halini ve politizasyon biçimlerini yarattı. Benim kuşağım kazanmak değil kaybetmemek için mücadele etti ve tam da bu nedenle........

© soL