'Kaz bebek, kaz': Trump, enerji emperyalizmi ve İran
İzolasyonculuk, kuruluşundan beri ABD’nin dış politikasındaki temel tartışma başlıklarından biri olagelmiştir. Uluslararasıcı yaklaşımdan farklı olarak izolasyoncular ABD’nin kendi topraklarında güçlü bir devlet olarak kalmasını ve uluslararası ihtilaflardan uzak durmasını, çatışma bölgelerine ve savaşlara müdahil olmamasını, dünyaya nizam vermeye kalkışmamasını savunurlar.
İzolasyoncu anlayış Amerikan sağının içerisinde hayli güçlü bir damardır ve özellikle Hristiyan-muhafazakâr sağcı seçmen tabanı arasında son derece yaygındır. Buna göre ABD’li vergi mükelleflerinin ödedikleri vergiler, dünyanın farklı coğrafyalarına demokrasi, özgürlük, insan hakları vb. şeyleri götürmek adı altında harcanmamalı, Amerikan askerleri başka coğrafyalarda düzeni sağlamak adına ölmemelidir.
Amerikan sağının bugünkü en geniş bileşimini oluşturan ve milliyetçi-muhafazakâr ittifakına dayanan Trump’ın MAGA (Make America Great Again) ideolojisi de açık bir şekilde izolasyoncu bir karakter taşır ve “America first” (önce Amerika) ilkesi gereğince ABD’nin dünya çatışma alanlarından uzak kalması, savaşlara dâhil olmaması gerektiğini savunur.
Trump da seçim kampanyalarında izolasyoncu bir tutum sergilemiş, ABD’nin “sonsuz savaşlar”dan vazgeçeceği, yeni savaşlar çıkarmayacağı, mevcut savaşları bitireceği ve ABD askerlerini evlerine döndüreceği sözünü vermiştir. Bu tutum ABD’li sağ seçmenin Trump’a yönelmesindeki en önemli faktörlerden biridir.
Ancak kendisinden öncekiler gibi Trump’ın izolasyonculuğunun sınırlarını belirleyen şey Amerikan emperyalizmi olmuştur. Dünyanın bir numaralı emperyalist gücü olarak ABD’nin bu konumunun değişmemesinin yolu emperyalist, yayılmacı politikaları devam ettirmesinden geçmektedir ve hele günümüz dünyasında Çin esaslı bir rakip olarak giderek yükseliyorken izolasyoncu bir politika izlemek imkânsızdır.
Bu emperyalist politika en başta enerji kaynaklarının hâkimiyetini elde tutmaya ve o hâkimiyeti genişletmeye, rakip gücü, yani Çin’i ise o hâkimiyetten uzak tutmaya, onun sahip olduğu hâkimiyeti azaltmaya dayanır. Buna elbette ki enerji nakil hatlarının, enerji ticaretinin ve genel olarak finans sektörünün ve tedarik zincirlerinin hâkimiyeti eşlik eder. Tüm bu hâkimiyet ise esas olarak askeri gücün üzerinde yükselir; ABD emperyalizminin temelinde nükleer silah sahibi olmaktan dünya ölçeğindeki farklı coğrafyalarda yüzlerce üs bulundurmaya uzanan bir genişlikteki devasa askeri güç yer alır, ekonomik hâkimiyet ve askeri hâkimiyet bir arada işler ve birbirinden beslenir.
Trump, az önce söylediğimiz üzere seçim dönemi boyunca izolasyoncu mesajlar........
