Zavallı Halk Partisi
Mustafa Kemal Atatürk, o günkü adıyla Halk Fırkası’nı Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ve Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Cumhuriyet devrimlerini hayata geçirecek siyasi otorite olarak kurmuştu. Devrimci Meclis olarak adlandırılan II. TBMM, Ağustos 1923’te çalışmalarına başladıktan sonra sonbaharda iki devrimci adım atılır: 1922 yılında saltanat kaldırıldıktan sonra Osmanlı monarşisi ile kopuşun önemli bir adımı olarak İstanbul yerine Ankara’nın başkent yapılması ve nihayet 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’in ilan edilmesi. Yeni Meclis ve yeni fırka, bu önemli adımın örgütsel hazırlığıydı.
1924 yılındaki radikal devrimler ise Cumhuriyet’e laik karakterini verecekti: Hilafetin kaldırılması ve karma eğitimin kabulü bunlardan en önemlileriydi. Halk Fırkası bu sürecin örülmesi için gerekli örgütlü irade olarak düşünülmüştü.
Halk Fırkası’nın “kuruluş kodları” öncelikle bu süreçte ve partiye yüklenen bu görevde aranmalı. Bugün özellikle CHP’nin başına getirilen butlancı ekibin ağzında adeta bir boş gösterene dönüşen “Altı Ok” ifadesini tekrarlayıp durmak yerine, devrimlerin içini dolduran siyasi ruhu özetleyelim: Anti-monarşist bir Cumhuriyetçilik, kamu işlerinin dini temellere dayanmasına karşı laiklik, Hilafete karşı Hilafet yıkıcılığı ve ulusal sınırlar içinde ulusal egemenlik.
CHP, o CHP olarak kalmadı. Türkiye siyasetinin 103 yılına damga vuran bu parti; özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet ilkelerini esneten bir Soğuk Savaş Batıcılığına, daha sonra otoriter iktidara karşı haklardan bahseden bir direniş partisine, 1960’lardan itibaren yükselen sosyalist siyasetin etkisi altında ve onu sınırlamak üzere sosyal demokrasiye yaklaşan bir çizgiye, 1970’lerin sonuna doğru ise büyük sermayenin hedef aldığı bir aktöre dönüştü. Ama CHP gibi bir parti -yani bir yandan devletin kurucu partisi olup bir yandan da 1960’ların ortasından itibaren hızla kitleselleşen bir siyasi yapı olarak- hiçbir dönem sadece bu söylediklerimizden ibaret olmadı. Öncelikle şunu belirtelim: CHP, Cumhuriyet tarihinin önemli bir bölümünde muhalefet partisi olarak kaldı. Toplumsal dinamikler, sınıf mücadeleleri, uluslararası gelişmeler CHP’yi de sürekli olarak sarstı; partinin kendisini yeniden ve yeniden konumlandırmasına yol açtı. 12 Eylül’den sonra da Cumhuriyet’in kurucu partisi falan denilmeden kapısına kilit asıldı. Tekrar açılana kadar CHP’nin boşluğunu dolduran örgütsel açılımlar ilginç siyasal mutabakat örnekleri verdi. Erdal İnönü liderliğindeki SHP ile kısmen sola ve Kürt hareketine açılırken, yeniden kurulmasına izin verildikten sonra Deniz Baykal’ın liderliğinde anti-komünist bir statükoculukla sağa doğru yol aldı.
Bu girişi şu yüzden yapıyorum: İster CHP’li olun ister olmayın, bugünkü tartışmaları anlayabilmemiz için CHP’nin tarihinin Cumhuriyet tarihi ile özdeşleştiğini kabul ederek işe başlamamız gerekiyor.
Yakın tarihe gelirsek...
Özellikle........
