menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rousseaucu gelenekten bizim aydınımız Yalçın Küçük’e

21 0
10.04.2026

Büyük hocaya, Yalçın Küçük’e veda ettik. Ölümünden sonra kendisi hakkında çok şey söylendi, yazıldı; geçmişlerinde iz bıraktığı insanlar onunla yaşadıklarını anlattılar.

Son birkaç aydır Yalçın Hoca’nın öncülüğünde çıkan Toplumsal Kurtuluş sayılarını okuyarak onun bir dönemine -araya giren yılların yarattığı mesafeden de faydalanarak- bakma imkanı yakalamıştım. Yanlış anlaşılmasın: Toplumsal Kurtuluş’ta hocayı aramıyordum, Türkiye aydınının 12 Eylül’ün ardından yeniden bir siyasi canlanma içine girerken ne tartıştığını, ne yaptığını arıyordum. Siyaseten isabetliliği tartışmalı ama zenginliği su götürmez bir malzemeyle karşılaştım. Yalçın Hoca’nın ölüm haberi geldiğinde ben kafamda bu malzemeyle ve bu malzemenin yaratıcısı Türkiye aydınıyla tartışıyordum... Bunları, ona olan borçlarımıza küçük bir örnek olsun diye anlatıyorum.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Yalçın Küçük’e minnettarım, minnettarız. O olmadan Türkiye’nin tarihine ve sorunlarına bugün baktığımız gibi bakamazdık. Onun üniversiteli genç okurları olduğumuzda yazdıklarını büyüleyici bulduk, zamanla bazı yazdıklarından şüphe ettik, biraz kendi yolumuzda yürümeye başlayınca hatalı olduğunu düşündüğümüz bazı konularda onu eleştirerek yol aldık. Bir örnek vereyim: 2025 yılında yayımladığımız Sınıf Penceresinden Bir Cumhuriyet İncelemesi başlıklı kitabımızın aşar vergisinin kaldırılmasını inceleyen bölümünü yazan arkadaşlarla tartışırken, Yalçın Hoca’nın aşarın kaldırılması üzerine söylediklerini eleştirerek yürüttük tartışmayı. Ama önemli olan şuydu: Hoca bir yol açmıştı ve biz yeri geldiğinde kafamızda, kalemimizde ve sözümüzde onun yazdıklarını da taşıyarak ilerliyoruz.

Türkiye’de aydın olmanın hakkını layıkıyla yerine getiren birkaç insandan birini kaybettik. Hakiki bir aydın olarak uyum sağlamayı hakaret sayan bir itirazcıydı. Devrimci bir aydın olarak tarihsel, kuramsal ve –bu ikisinin nedeni olarak da- politik sınırları zorluyordu. Bu yönleriyle aslında bir evrensel kişiliği, tipik bir 20. yüzyıl aydınını kaybettik diyebiliriz.

Evrensel düzeyde Marksizm ile yerel düzeyde Türkiye’deki sınıf mücadeleleri arasındaki bağı kurmayı kendine misyon edinmiş bir aydının arkasından yazılanların, salt Türkiye’nin siyasal ve entelektüel hayatındaki yeriyle sınırlı kalması bizim -tabii bir yazıyla giderilemeyecek- eksikliğimiz olurdu.

Bu gözle baktığımızda Yalçın Küçük, evrensel bir özne olarak aydının 18. yüzyılda açtığı sayfanın 20. yüzyıldaki satırlarına bizim coğrafyamızdan katkıda bulunan bir isimdi.

Onun fikir devrimciliğini, en çok 18. yüzyılın en hararetli devrimci siyasal düşünürlerinden birinin,........

© soL