Türkiye’nin Kalbi Ankara’nın dostları
"Her vatandaş, Cumhuriyet'in onuncu yılında Türkiye'nin Kalbi Ankara'yı ziyaret etmelidir."
1934 yapımı Türkiye'nin Kalbi Ankara belgeseli, genç Cumhuriyetimizin doğuşunu gösteren en güçlü tarihsel kayıtlardan biri olmuştur. Belgesel Ankara’da yalnızca çağdaş mimari eserleri, geniş caddeleri, resmi geçit törenlerini kadraja almakla yetinmez. Sergey Yutkeviç ve Lev Arnstam’ın kamerası, bozkırın ortasında emperyalizme karşı zor kazanılmış bir bağımsızlığın ete kemiğe bürünmüş halini, adeta yaşayan bir devrim anıtını kayda almıştır. Küllerinden yeniden yaratılan başkentimiz, 10. yılında gerçekten de Cumhuriyet'in atan kalbidir.
Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamalarında, Ankara’nın merkezine dikilen devasa anıtta ise şunlar yazılıydı: "Bayramımızda Sovyetler Birliği temsilcilerini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. SSCB, Türkiye'nin eski dostudur. Türkiye, eski dostlarına her zaman sadıktır."
Alelade bir nezaket gösterisi ya da geçici bir misafirperverliğin ürünü gibi görülmesin; bu sözler on sene öncesinden, cepheden gelen devrimci bir selamdır. Emperyalist kuşatmanın en çetin koşullarında sınanmış bir ittifakın selamı...Bağımsızlık ve egemenliğin, eşit ve onurlu halklar arası ilişkilerin, hakiki bir yoldaşlık ve dayanışmanın nişanesi.
Bu yoldaşlık Ankara'nın kurucu felsefesinin harcında mevcuttu. Zaten nasıl mevcut olmasın? Sovyetler Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dostluğu birbirleri için hayati niteliktedir. Ancak karşı devrimle geçen on yıllar boyunca bu dostluğun tüm izleri sistemli bir şekilde silinmek istendi. Cumhuriyet'in kuruluşundaki devrimci ittifak hafızalardan kazınmaya, tarihsel dostluklar yapay düşmanlıklara dönüştürülmeye çalışıldı. Memleketin imkânları, dün kime karşı savaştıysak ve kimi bu topraklardan kovduysak onların önüne altın tepside........
