Heybetli bir korku
NATO Zirvesi öncesinde getirilen yasaklara, kapatılan yollara, meydanlara ve Ankara’yı insansızlaştırma adımlarına bakıyorsunuz. Sonra bir stand-up gösterisinde sarf edilen birkaç cümle günlerce memleketin gündemi haline geliyor. On yıllardır açılan Cumhurbaşkanına hakaret davalarının sayısını düşünüyorsunuz. Sosyal medya paylaşımlarından, bir pankarttan, sıradan bir ozalitten duyulan endişe... Kırtasiyelere "İçinde NATO geçen şeyleri basmayın" talimatı gidiyor; dalga dalga X hesapları kapatılıyor. Bir karikatürden, mezuniyet törenindeki bir öğrencinin konuşmasından, bir spikerin gafından korkuluyor. Artık canlı yayınlardan çekiniliyor.
İnsan ister istemez tekrar soruyor: Bu iktidar çok mu güçlü, yoksa zayıf mı?
Gerçek güç güvene dayanır, kendine inanmayı gerektirir ve etrafına da güven aşılar. Korku ise felç eder, durmadan yeni yasaklar üretir. Her yeni soruşturma, gözaltı ve tutuklama dalgası, sanıldığı gibi "gücümüzden eminiz" mesajı vermiyor; "Ya kontrolü kaybedersek?" kaygısını da ele veriyor. Türkiye’nin nefes borusu daralırken aslında iktidarın da nefesi tükeniyor. Bu iktidarın dönüp dolaşıp sermaye diktasını sürdürmek için başlıca dayanak olarak görülmesi ise sömürü düzeninin devamlılığı açısından bambaşka bir zayıflığa işaret ediyor…
Korkunun üzerini başka şeylerle örtmeye kalktılar. Sandık, hep bir kalkan olarak kullanıldı örneğin. Her türden itirazın karşısına "millet iradesi" ve seçim sonuçları........
