Şiir Üzerine
Ahmet Telli’yi kaybedince şiire demir attık. Dizelere sığındık. Ahmet Telli’nin şiiri ile geçirilen birkaç gün ile nefeslendik diye düşünüyorum. Bir şairin halkı tarafından benimsenmesi, okunması, “bizden biri” kertesinde içtenlikle kabul ve saygı görmesi az şey midir bu yoz karanlık günlerde? İmgelerde buluştuk, hüzünlerimiz bir yoldaşlık bağı içinde birbirimize geçti, Ahmet Telli’nin dizelerindeki imge yağmurunda ıslanırken kayıplarımıza, çocukluğumuza, sürgünlüğün dokunaklı yalnızlığına, bir kentin içinde kaybolmaya doğru sessizce baktık, yutkunduk, içimizi çektik hafiften. Çürüyen suyun, yangın yıllarının ve mıh gibi yüreğe nakşolunan bakışının hesabını kim verecek duygusu ile onurumuzu omzumuza atıp bildiğimiz o kadim patikadan yürümeye devam edeceğimizi itiraf ettik birbirimize usulca. Yenilmiş olsak da delikanlıydık, öfkemizi, onurumuzu ve güzel günlere inancımızı hiç kaybetmemiştik. Kuşları hafifçe, incitmeden öpen çocuklar olarak kentin ışıklarını bir bir söndürdük belki de bu birkaç günde şairi uğurlarken. Şairi uğurlarken, ona elveda derken şiirleriyle ışıkları kararmış yalnız bir yaz bahçesinin taze demlenmiş tavşan kanı çay buğusunda buluştuk yeniden.
Söz büyülüdür. Şair büyücü… Peki, söz nedir?
Söz ve bundan doğan mitler, masallar, efsaneler, meseller, destanlar giderek modern zamanların şiiri, hikâyesi insan soyunun birbirine bağlanma, birbirine yaslanma yolculuğunun köşe taşları. İnsan olarak kendimizi anlamlandırmak, çevremizde olup bitenlere yanıtlar üretmek, kavramak, susmak,........
