menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yolları ayırma zamanı: Şimdi değilse ne zaman?

46 11
19.02.2026

TÜİK’e referans vermek pek içimize sinmese de, bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir deyip kurumun önceki gün yayınladığı 2025 yılı Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nın sonucuna şöyle bir göz atabiliriz. TÜİK bu araştırmada, ülkenin en önemli sorununun “hayat pahalılığı” olduğu tespit etmiş. Aynı araştırmaya on yıl önce verilen cevaplarda ilk sırada ‘terör sorunu’ yer alıyordu. Aradan geçen on yılda memleketin esas meselesinin yüksek enflasyon, yoksulluk, bozuk gelir dağılımı olduğunu TÜİK de saklayamaz hale gelmiş.

Bunda şaşırtıcı bir şey yok. Hayat pahalı, insanlar geçinemiyor ve yoksullaşmaya devam ediyor. İktidar hangi istatistiği yayınlarsa yayınlasın açlık sınırına ulaşamayan asgari ücreti, paylaşımlı ucuz otel odalarında barınan emeklileri, bir yerde çalışmadan okuyamayan gençleri, semt pazarlarında çöplere atılmış sebzeleri toplayan insanları saklamak mümkün olmuyor.

Öte taraftan ülkede büyük bir zenginlik hüküm sürüyor. Nüfusunun yüzde 1’lik bir kesimi, toplam gelirin yüzde 40’ını çökmüş. Asgari ücrete erişemeyen milyonların yanında bir avuç dolar milyonerimiz var. Holdinglerin ve şirketlerin sahibi aileler büyük bir zenginliği ellerinde tutuyor.

Başka sorunları da var ülkenin. Yolsuzluk, ahlaksızlık, uyuşturucu, adaletsizlik, kadın cinayetleri, iş cinayetleri… İktidara göre bunlar muhalefetin uydurması. Muhalefete göre bütün bu sorunların nedeni iktidarın kendini ve çevresini zenginleştirmesi, demokrasiden uzaklaşması, çoğunlukla da liyakatsizlik ve beceriksizlik.

Peki böyle midir gerçekten? Mesele liyakatsiz yöneticiler, eğitimsiz toplum, hoşgörüsüzlük ve demokrasi kültürünün yeterince sindirilememesi midir?

Hafta başında Türkiye Komünist Partisi bir bildiri yayınladı. “Yolları ayırma zamanı” başlıklı bildiride ülkenin sözünü ettiğimiz güncel sorunları sıralanıyor ve bu sorunlara neyin kaynaklık ettiğine işaret ediliyor:

“Kapitalizm iğrenç bir toplumsal sistemdir ve bütün kötülüklerin kaynağıdır”.

Türkiye’nin temel sorunlarının kaynağında kapitalist düzenin yarattığı eşitsizlik yer almaktadır. Bununla yüzleşmeden hiçbir sorunu çözmek mümkün değildir.

“Türkiye, ülkenin bütün zenginliklerine çöken hırsız sermaye sınıfından bir an önce kurtulmalıdır. Bunun için yapılması gereken ilk iş, bu düzenin iyileştirilebileceği yalanına karşı siyasal alanda güçlü bir karşı koyuş örgütlenmesidir. Demokrasi adına, saray rejimine son verme adına bu yalana ortak olmak suçtur. Bu düzen iyileştirilemez”

Gerçekten sermaye sınıfından kurtulmadan ülkenin sorunlarını çözebilir miyiz? Ya da herhangi bir sorunda iyileştirme sağlayabilir miyiz? Gelin yanıtı, söz konusu sınıfın temsilcilerinden bir holding patronunun önceki gün ekonomideki sorunları ele aldığı söyleşisine kulak vererek değerlendirmeye çalışalım. Sözünü ettiğim kişi Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan vekili Çetin Tecedelioğlu. Babadan sanayici bu holding patronu pek çok meslektaşı gibi son dönem artan maliyetlerden ve rekabet gücünün zayıflamasından şikâyet ediyor. Enflasyonun nedeni biz değiliz diyor. Oysa son yılların yüksek enflasyonun temel nedeninin maliyetlerin mal fiyatlarına derhal yansıtılması ile garantili şirket karları olduğu artık uluslararası kuruluşlar tarafından da kabul ediliyor. Finansman kolaylığı arıyor, teşviklerin artmasını istiyor, yatırım kolaylığı bekliyor. Ama esas derdi işçiler. Ona göre “gençler sanayiyi sevmiyor”. Bunun için sanayide bir kariyer planlaması olabilmeli ve işçiler bu kariyer planında belli bir maaş mertebesine gelebilmeli. Önerdiği ‘mertebe’ ise şöyle:

“Çalışma, Ticaret ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak çalışmasıyla meslek liselerinden mezun olanların asgari ücret çarpı 1.2, 1.3, 1.5 gibi bir çarpanla iş bulacağı garanti edilmeli. Gençler ben bu liseye gidersem asgari ücretin üstünde bir para alabilirim diyebilmeli. Onların sanayi ile ilgili hayal kurmalarını sağlamamız lazım”

İşçiler çarkları döndürsün, gece gündüz çalışsın, patron onun ürettiği malları satıp milyonlarca dolar ihracat geliriyle zenginliğine zenginlik katsın, bunun karşılığında asgari ücretin bir buçuk katı ücret alsın. Türkiye burjuvazisinin ülkede yaşayan milyonlarca gencin hayallerini süslemesini istediği şey böyle bir kölelik.

Eşitsizliğin kaynağı onlar. Onların borusunun öttüğü bu düzende emekçi halkın derdi bitmez.

Sizce ülkenin bu sınıfla yollarını ayırmasının zamanı gelmedi mi? Peki bu şimdi değilse ne zaman?


© soL