Barış nedir?
Kürt sorununda demokratik çözümün ve barışın yolunu açacağı ileri sürülen çerçeve yasa önceki gün Meclis’te, Türkiye siyasetinde örneğine az rastlanan bir ortaklıkla kabul edildi.
Tasarının altında Cumhur ittifakı ile DEM’in imzası var. Kabulde ise Meclis’in ezici çoğunluğu.
Yeni bir "yetmez ama evet" siyaseti ile karşı karşıyayız. Önce itirazlar dile getiriliyor. İktidar bloğunun anti-demokratik uygulamaları eleştirilerek söze başlanıyor. Kürt sorununun terör sorununa indirgediği söyleniyor. Hatta eleştiriler, yasal düzenlemenin saray iktidarının çıkarlarını merkeze aldığını iddia edecek kadar sertleşiyor.
Eller hep birlikte ‘evet’ demek için havaya kalkıyor.
Butlan CHP’sinden Yeni Parti’ye, oradan DEM soluna kadar uzanıyor bu tutum.
Yeni Parti’nin milletvekillerini oylamada serbest bırakması da bu tutumla örtüşüyor. Yasadan endişelenenlere "İYİP’ten daha fazla hayır oyumuz var" denecek, başkalarına partiden evet oyu veren milletvekilleri gösterilip sorumluluktan kaçılmadığı söylenecek.
DEM soluyla geçişken Yeni Parti solu şu sıralar Özgür Özel’in bu şekilde ne kadar dâhiyane bir siyasi strateji uyguladığını anlatmakla meşgul. Hem AKP’nin tuzağına düşülmemiş hem Kürtlere sırt çevrilmemiş hem de yeni bir siyaset biçimi örneği verilmiş.
Bir siyasi partinin ülkeyi ilgilendiren kritik konularda kendisini takip edenlere "gönlüne göre davran" demesi için uygun kelime ancak absürt olabilir. Siyasette "ilkesizlik" olarak tanımlanıyor.
Akla Süleyman Demirel geliyor. Bir gazeteci toplantı çıkışında koridorda yakaladığı Demirel’e “Sayın başbakan, ekonominin bugünkü durumunu tek kelimeyle nasıl ifade edersiniz”........
