menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünüyle bugünüyle “Bilmiyorum”

50 0
28.06.2026

1970’ler… Siyah beyaz TRT ekranlarındaki yaratıcı, eğlenceli yarışma programlardan birisi: “Hangisi Doğru”. “Üç Yalancı” diye de anılan programın sunucusu Cenk Koray. Ekrandaki “üç yalancı” ise tiyatro sanatçıları Göktay Alpman, Olcay Poyraz ve Üstün Savcı.

Üç yarışmacı Koray’ın uzattığı üç zarftan birisini seçerek yarışmaya başlıyor. İçinde “kelime-olay-cisim” yazılı zarflardan çıkanlar esasında üç bilinmeyen “şey”.

Öyle gün yüzü görmemiş kelimeler, olaylar, cisimler seçiyorlar ki, bilmek pek mümkün değil. Mesela o zamanlar “zarf”tan “mutlak butlan” çıksa yarışmacıların, anlatıcıların hâli ne olur bilemiyorum. Gerçi yine anlaması, anlatması, açıklaması zor.

“Bilmiyorum” hakkı yok

Ardından o üç tiyatrocu “hatip” o “şey”leri kendince yorumlamaya, anlatmaya başlıyor. Sadece birisi doğruyu söylüyor. Ama -rol icabı- yalan söyleyenin, atıp tutanın da mektepli belagâti, ikna, demagoji becerisi yüksek. İnandırıcılığı da öyle. Anlatıcıların, hatiplerin çelişkilerini sıralayan, hangisinin doğru söylediğini bulan kazandığı puanlarla yarışmayı kazanıyor.

 Programın bir kuralı da yalancıların “bilmiyorum” deme hakkının olmaması… Pas geçmek, kaytarmak yok. Ellerine uzay mekiğinin zamazingosunu verseler, uzmanına kül yutturmaya çalışacaklar. Ekrandaki “iş”leri, amaçları o… Onlar da aralarında yarışıyor.

Çocukken meşru müdafaa

Oysa bir konuyu “Bilmiyorum” diye kestirip atmak, işine gelmeyen mevzudan öyle sıyrılmak büyük konfor. Kullanışlılığının yanında kullanımıyla da önemli, çok yönlü bir mesele aynı zamanda… Tarihinden felsefesine, psikolojisinden siyasetine dallı budaklı bir mevzu. Güncel bir sendrom, dünden bugüne bir mesele olduğu için “divan”a uzanıp çocukluğuma da gitmemi gerektiriyor.  

Çocukluğumuzda yaygın, sıradan meşru müdafaa… Bacak kadar çocuksun neyi, nasıl bileceksin? Bilmekle, çalışmakla sorumlu olduğu derste bile ataların bu konuda hoş görülü: “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp”.

Evde de güçlü bir “savunma mekanizması”… “Evlâdım kim kırdı, bozdu bunu!?” sor(g)usuna karşı suçu başkasına atmaktan, iftiradan filan önceki son çıkış. Hatta yangın çıkışı bazen… Soru yağmuruna karşı “kestirme” yol da denilebilir belki: “Bilmiyorum (nokta).” Çocukluktaki kuyruksuz yalan.

Büyüklerin donanımı farklı

Öyle ya da böyle “yargılanmamak”, ayıplanmamak, azarlanmamak için kabahati, suçu, gerçekleri çocukça örtme çabası. “Valla bilmiyorum”u “Ben orada değildim, görmedim, duymadım, nasıl bileyim?”le güçlendirerek o ânı savuşturuyorsun. Yatsıya kadar da olsa atlattın ilk fırtınayı.

Çocukken olmuş bir şeyi olmamış gibi karşılamanın da en kolay, zahmetsiz yolu. Zira çocuklar renk veriyor; politikacılar gibi değil. Hem olmuş bir şeyi olmamış sayma, hem de olmamış şeyleri olmuş gibi anlatma maharetiyle donatılmamışlar. Büyükler bu konudaki ustalıklarını kürsülerde bile yarıştırıyor. Kupayı umursamazlıkta rekor kıran alıyor genellikle.

Çocuklar olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmakta daha becerikli. Ama bunu henüz kuyruklu yalan, örgütlü iftira malzemesi olarak kullanmıyorlar. Hayali arkadaş uyduruyorlar da, hayali tanık kullanamadıkları için “Bilmiyorum”a sığınıyorlar.

Hayalleri de, inkârları da çocukça zaten. İnandırıcılığı düşük, çok önemli de sayılmaz. Cirmiyle-cürmüyle “mâkul reddedilebilirlik” sınırlarında. Kazık kadar insan değil parmak kadar çocuk sonuçta…

“Üç Maymun”u kendine benzetmek

“Bilmiyorum” büyüdükçe de -bazı durumlarda- işe yarışıyor elbette. O yüzden yaşına başına bakmadan kullanıyorsun sıkıştığında. O uğurda yüzyıllar önceden gelen figürü, felsefesiyle “Üç Maymun”u bile çarpıtıyor, kendine, kendi düzenine, evrimine uyduruyorsun: “Bilmiyorum, görmedim, duymadım, konuşmam…”

Biblosu, posterleri her yerde… “Anahtarlık” olarak da iş görüyor. Kıyamet kopsa “üç maymunu oynamak” yaygın bir amatör tiyatro. Tek bir rolün, tek kelimelik bir repliğin var nihayetinde. Sahne sırası sana geldiğinde mırıldanman yeter: “Bilmiyorum…” O koca senaryodan sana düşen paydan suya sabuna dokunmadan sıyrılıyorsun.

Oysa o üç maymunun tarihi, gerçek yüzü öyle değil. Astarı yüzünden “paha”lı… Kökeninde kötülüğe, “şeytan”a gözünü, gönlünü kaydırma, dedikodulara, yalanlara, “şeytan”a kulaklarını kapat, dedikodularla, yalanla, iftirayla dilini, ruhunu........

© Serbestiyet