menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“El” yazısıyla alın yazısı: Adlar, lakaplar…

29 0
23.08.2026

İsimler insanın rızası dışında maruz kaldığı ilk köklü müdahale… Hayata öyle çağrılıyor, bir köşeye buyur ediliyor. Sağdan soldan, yerden gökten, kökten daldan, öyle ya da böyle kutsanan isimler insanın ilk hafıza mekânı.

Aile içi güç dengelerinden siyasi iklimin fırtınalarına kadar uzanan bu mühür ömrü boyunca yüzleşme alanı bazen. Kiminde savaş meydanı, çatışma bölgesi… Alın yazısı diye bir şey varsa, orada. “El” yazısı…

Bazısı resmi alın yazısı…

Bir de Nüfus Memuru marifetiyle isminin “kütüğe” doğuştan yanlış kaydedilmesi var ki o bambaşka bir (seyri)âlem. MasterChef’te yarışan “Tolğa” öyle mesela… “Devlet”e, devletlû ilmühabere sonu gelmeyen saygıdan mı bilemem ama… Herkes dil kuralını, ötesi doğumda koyulan hakiki, “doğru” adını yok sayarak ona “yumuşak g” ile seslenmeye çalışıyor. Mutfak önlüğünde bile öyle yazılı.

Ona da resmi alın yazısı mı demeli… Örneği çok, hatta ulusal, etnik, kültürel kökene dayalı “farklı” (“öteki” de deniyor) isimler de bazı ülkelerde resmi alın yazısının tahakkümünde.

Büyüdükçe toplumsal adlandırma mekanizmasının memurları, hevesli figüranları da iş başında, iş güç peşinde… Onlar da alnına bir şeyler yazıyor, karalıyor, hatta kazıyor. Onlara da takma ad, lakap filan diyoruz. İnsanın rızası dışında maruz kaldığı ikinci kuşatma… 

Çocukluktaki gayriresmî kimlik

Mevzuya, asıl meramıma böyle, parazitli girsem de, esasında takma adlar, lakaplar çocukluğumun hoş hatıraları arasında. Hoş, zira “mahalle”de ağır etiketlerin, kamburların, çocuksu zalimliğin ifadesi değil arkadaş arasında aidiyetin, samimiyetin gayriresmî ilanı…

Ailesini seçemeyen, adını kendi koyamayan çocukların mahalle hukukunda şahsına mahsus kimlik alanı. Bir bakıma mahallenin kudreti karşısında “O duvar, /o duvarınız /vız gelir bize vız!” meselesi. Hatırladığımda bugün bile tebessüm vesilesi.

Bazısının ironisi biraz ağır bassa da en azından bizim mahallede, arkadaş arasında ötekileştiren, etiketleyen, inciten lakaplar yer etmemiş belleğimde. Sarkatsik, alay yüklü, küçümseyen, ezen lakapları arkadaşlarına reva görmüyorsun herhalde. Bi güzellik var takılan isimlerde. İsim babasını da iltifata mazhar kılıyor.

Lakabın ömrüne imza atması

Mahallede takılan lakabını hayatı boyunca taşıyanlar da pek yok aslında. Çoğu gelip geçici… Çoktan devrini tamamlamış bir duruma, “an”a dayalı, uçucu, gülümseten yakıştırmalar. Tersi de var; “birtane”… Kadim dostum, arkadaşım “Amca” Sedat… Bir süre sonra Ercan’ın “Mexican” düzenlemesiyle önce “Amcos”, ardından kısaca “Cos” olan lakabı kolektif bellekte isminden önce geliyor.

Çocuk yaştaki “delikanlı yetişkin”liğine iltifat eden bir lakap. Mahalleye çok iyi gelen “kötü alışkanlıklar”da da “serseri” yetişkin tarzıyla, buluşlarıyla payı büyük. Herkesin anında benimsediği lakabından o da gayet hoşnut. O denli ısınıyor ki yıllar sonra yaptığı resimlerdeki imzası bile “Cos”…

Çok yakın, o lakaptan önce başlayan arkadaşlığımızın, dostluğumuzun da etkisiyle ona Sedat diye seslenmek, sanıyorum -o çevrede- benim ayrıcalığım. Geçen yıl zorlu, ölümcül bir hastalığın ardından da olsa birden bire kaybediyoruz “Sedat”ı. Bugün “Bir yıl nasıl da geçmiş”in saklı hüznüyle (de) geliyor yanıma; bana hâlâ kabullenmeyi beceremediğim duygular yaşatıyor. Duvarımda asılı “Cos” imzalı tablolarıyla da…

Güncel etiketler, “dövme” stigmalar

“Takma” isim deyince bugünkü çağrışımı öyle değil. Yapıştırma sıfatlar, “dövme” stigmalar, kırmızı mühürler, insanlara mal edilmeye çalışılan müstesna hakaretler, adlı adınca küfürler gırla. Bu işi hobi, hatta refleks edinenler bile var.

Oysa çocukluğumda okuldan, yakın çevrelerden aklımda kalan, argoya çalan lakaplarda bile bir sempati tınısı çınlıyor sanki. Bu mevzuda “Ahlat Ağacı” filmindeki ana-oğul diyaloğunu da unutmuyorum: “Ha, o dediğin, Koca kafalı Ekrem mi?”… “İnsanlara mânâ bulma oğlum, günah”. 

Belki de o yıllarda yetişkinler arasında lakabı aşıp genel bir sıfata dönüşen damgalar büyüdükçe dikkatimizi çekiyor. Etnik-kültürel kökene, cinsiyetçi kavramlara, fiziki “kusur”lara yahut kusur sayılan farklılıklara, aykırılıklara dayalı “yerleşik” etiketlerin sıradan bir espri, fıkra filan olmadığını öğrenince… İnsanların doğduğu yeri bile lakap olarak karartmakta, damgalamakta usta o -adı batasıca- dünya.

Mahlas “kurtulma”dan geliyor

Bir de insanların kendisinin seçtiği takma adlar var ki, o da bambaşka âlem. Lakapla nüansını “müstear (ödünç, geçici) isim” ile “mahlas” terimleri karşılıyor. Kubbealtı Sözlük’te “mahlas” kelimesinin Arapça “halas”, yani “-tehlikeden- kurtulma”dan gelmesi çok anlamlı.

Bir dönem şairlerin, yazarların çoğunun başına bir şey gelmeden yazmak için kullandığı bir yol. Siyasi baskılar, çıkmazlar, yayın safhasında da ekonomik bir zorunluluk olarak mahlasları gündeme getiriyor.

Bazısı da ekmek parası için yazmak zorunda kaldığı, çocuğu olarak görmediği “ticarî” kitapları da uydurma isimle imzalıyor:........

© Serbestiyet