menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nobel alanları niçin öldürmeliyiz?

23 0
22.02.2026

Masumiyet Müzesi’nin dizi olarak yayına girdiği günle birlikte bu yılki Orhan Pamuk av sezonu başlamış oldu. Nobel ödüllü tek Türk yazarına yönelik eleştiriler artık küflenmiş klişelere dönüştü: Memleketinden kopuk Beyaz Türk aydını, Türkçe bilmiyor, bon pour l’Orient, çıktığı kabuğa tükürüyor, zaten roman konuları aşırma, elitist Nişantaşı çocuğu… Üç aşağı beş yukarı böyle gidiyor. Bu eleştirilere de sıklıkla gösterişli kalpağı ve grotesk öfke patlamalarıyla bir Sacha-Baron Coen karakterini andıran Yalçın Küçük’ün son döneminden fotoğraflar ekleniyor. 

Aslında dünyada Nobel ödülünün lanetine maruz kalan tek yazar Orhan Pamuk değil; bugün Türkçe çevirilerini severek okuduğumuz pek çok şair/yazar kendi ülkelerinde Orhan Pamuk gibi manik-depresif bir ilgiyle karşılaşıyor.  Ne seviliyor ne sevilmiyor, bir seviliyor bir sevilmiyor. 

1988’de Nobel alan, bizde “Cebelavi Sokağı Çocukları” romanıyla bilinen Necip Mahfuz en yakın örneklerden biri. Mısırlı yazar ülkesinde ağır tepkilere maruz kaldı, hatta 1994’te bu suikast girişiminde neredeyse ölüyordu. Türkiye’nin tersine Mısır’da devlet Mahfuz’u – en azından belli bir dönem – sahiplenmeye çalışırken Nobelli yazar halk tarafından hedef tahtasına konmuştu. Mısır, İslami duyarlılığın yüksek olduğu bir ülke- Mahfuz’un dinler tarihine dayalı alegorik bir roman yazmasının tepki görmesi şaşırtmıyor. Bir yandan da, evet, neden şaşırtmıyor? 

Gabriel García Márquez de Kolombiya’da ve geniş anlamda kendi memleketi sayılabilecek olan Güney Amerika’da tartışmalı bir yazardı. Yüzyıllık Yalnızlık’taki Muz Katliamı sahnesi buradan baktığımızda sert bir siyasi eleştiri gibi görünüyor, ama Kolombiyalı tarihçi Marco Palacios başka türlü bakıyor: Márquez’in romanlarında, devlet şiddeti ve sınıfsal sorumuluğun tarihsel olarak tespit edilmediğini, bunun yerine kolektif amneziyle ilişkili bir mite dönüştüğünü söylüyor. (Adam roman yazıyor, insaf!) Romantik bir solcu, risksiz bir devrimci rolünde olduğunu söyleyenler de az değil. Enrique Krauze diye bir yazar “Züppe Gerilla (Guerilla Dandy)” gibi bir isim yakıştırmış. Hoş aslında… Bolaño, Latin Amerika edebiyatının büyülü gerçekçi bu ‘boom’ kuşağını kurumsallaşmış bir elit olarak........

© Serbestiyet