menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gün olur, kimin devranı döner?

18 0
14.07.2026

Muhalefetin yıllardır kullandığı bir cümle var: “Gün olur devran döner.”

Cümle, ilk bakışta ortak bir muhalefet duygusunu ifade ediyor görünse de birbirinden farklı, hatta birbiriyle doğrudan doğruya çatışan rövanş beklentilerini aynı sözün içine topluyor.

Modası kısmen geçmekte olan bu cümlenin, yine de muhalefetin derindeki duygusunu hâlâ içinde barındırdığı söylenebilir. Cümle, muhalefetin içindeki en büyük açmazlardan birini taşıyor: Herkes devranın dönmesini istiyor ama herkesin dönmesini istediği devran aynı değil.

Deniz Göktaş üzerinden “gün olur devran döner” cümlesi yeniden popülerlik kazandı. Haksızlığa uğradığını düşünenlerin bir gün hesabın sorulacağına inanması, adalet beklemesi ve rövanşa hazırlanması anlaşılabilir. Olası bir “AK Parti sonrası dönem”in meselelerinden biri, AK Parti karşıtlarının kendi aralarındaki rövanş savaşını yönetip yönetemeyeceği olabilir. Muhalefeti bir arada tutan şey, biraz da farklı grupların farklı rövanş beklentileri; ancak bu beklentiler artık iktidar karşısında geçici bir ortaklık üretmekte bile zorlanır hale geliyor.

AK Parti’den rövanş almak isteyenler, tek parça, homojen, aynı hedefe bakan bir topluluk olmanın çoğu zaman uzağında. Birbirinden çok farklı (bazen zıt yönlü) dertleri, korkuları, öfkeleri ve gelecek tasavvurları olabilen gruplardan oluşuyorlar. Sıklıkla, dertleri, AK Parti’den önce birbirleri olabiliyor. “Gün olur devran döner” cümlesi ortak bir slogan gibi görünse de herkesin kafasındaki “devran” bambaşka. Ve: “Devran döner” diyenlerin çoğu, devranın kendisine de dönebileceğini düşünmüyor.

Tabii rövanşın en tehlikeli hali, eskiden mağdur olanın, yeni düzende “ben de ayrıcalıklı olmak istiyorum” demesi. Şu da işin ayrı bir yönü: “Devran döner” diyenlerin büyük bir kısmı aslında gelecekten değil, geçmişten bahsediyor. Kimisi 2000’lerin başını, kimisi 90’ları, kimisi Cumhuriyet’in ilk yıllarını geri getirmek istiyor. Cümle pek çok zaman “ileriye” değil, “geriye” dönük bir zaman makinesi gibi çalışıyor. “Devranın dönmesi”, yeni bir düzenden çok; herkesin kendi tercih ettiği eski düzeni yeniden kurmasını düşündürebiliyor. Bir bakıma, “devran döner” cümlesi, muhalefetin ortak sloganından çok ortak zaman makinesi gibi. Belki herkes aynı makineye biniyor ama biri 1923’e, biri 1995’e, biri 2007’ye, biri de “uçak bileti ne kadarsa oraya” gitmek istiyor.

Donald Trump Türkçe bilseydi ve bu tabloya ayıracak zamanı olsaydı büyük ihtimalle şöyle derdi: “Herkes aynı zaman makinesine biniyor ama direksiyon kavgası büyük. Biri radyoda 10. Yıl Marşı çalmak istiyor, diğeri 90’lar Türkçe Pop, bir başkası 2010’ların çözüm süreci türküleri. Arka koltukta da sürekli ‘Geldik mi? Benim uçağım var’ diye soran, sadece ülkeyi terk etmek isteyen bir Z kuşağı oturuyor. Ama onun uçağı da ABD’ye doğru hareket edemez çünkü biz daha fazla göçmen istemiyoruz.”

Tabii devranın ne zaman, kimin lehine, kimin aleyhine, hangi ölçüyle ve hangi kurumlar üzerinden döneceği sorusuna yanıt bulabilecek falcılar yok. Akademisyenler var, onlar da genelde geleceğe dair çok ikna edici şeyler söyleyemiyorlar. Sonuç olarak herkes “gün olur devran döner”in içine kendi arzusunu dürümün içine döner yerleştirircesine bir kolaylıkla yerleştirebiliyor.

“Gün olur devran döner” derken biri yargılamaları, biri tasfiyeleri, biri kültürel intikamı, biri ekonomik hesaplaşmayı, biri de “eski düzenine geri dönmeyi” hayal ediyor olabilir. Cümle (“Gün olur devran döner”) aynı ama cümlenin içindeki film herkes için başka. Kimi “Adalet” izliyor, kimisi “İntikam”, kimi de “Eski günler ne güzeldi” nostalji filmi. Bazıları filmi izlerken “Ben bu filmin yönetmeniydim” diyor. “Gün Olur Devran Döner”in tekrar edilmesinin, AK Parti tabanını konsolide edici etkisini daha sonra ele almak üzere, gruplara geçelim…

Aşağıdaki gruplar, aynı iktidara öfke duysalar da çoğu zaman birbirinin tersine işleyebilen gelecek tasavvurlarına sahip ve birbirinin tersine işleyebilen siyasal sonuçlar istiyorlar. Bu sınıflandırma, elbette kapalı ve kesin sınırları olan sosyolojik kutular sunmuyor.

Not: Bu noktada asıl mesele, grupların tek tek ne istediğinden çok, bu isteklerin aynı siyasal gelecek içinde birbirine nasıl çarpacağı. Bu sınıflandırma bu yüzden bir kimlik envanteri olarak değil; “devran döner” cümlesinin içinde biriken farklı adalet, intikam, restorasyon ve “sıra” beklentilerinin birbirini nasıl boşa düşürebileceğini göstermek için kuruluyor.

1. Muhalif Türk Milliyetçileri ve Muhalif Ulusalcılar

Bu kesimin büyük ağırlığı, AK Parti döneminde ülkenin “Araplaştığını”, Türklüğün zayıflatıldığını, devletin kurucu kimliğinin aşındırıldığını düşünüyor. Kürt siyasetinin zaman zaman fazla güçlendiğini, devletin çözüm süreci gibi dönemlerde geri çekildiğini, Suriyeli göçüyle demografik yapının bozulduğunu, “hırtların” düzeni bozduğunu söyleyebiliyorlar. Bu grubun rövanş arzusu Türklük, sınır, güvenlik, göç, devletin sertliği ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” hattı üzerinden şekilleniyor. Onların “devran döner” dediğinde kastettiği şey, çoğu zaman, daha milliyetçi, daha asayişçi, daha merkeziyetçi (ve belki daha “derin”) bir devlet.

2. Kürt Siyasal Hareketi’nin Sert Kanadı

Kürt milliyetçileri veya Kürt siyasal hareketine yakın olan bazı kesimler için AK Parti dönemi, özellikle 2015 sonrası; baskı, kayyumlar, tutuklamalar, Selahattin Demirtaş’ın hapiste tutulması, Kürt siyasetinin kriminalize edilmesi gibi başlıkları düşündürebiliyor. Onlardaki “rövanş duygusu” Türk milliyetçilerinin “rövanş duygusu”nun tam tersi yönde çalışıyor. Onlar daha fazla yerel özerklik, kimlik tanınması, siyasi serbestlik ve geçmişteki baskıların hesabının sorulmasını istiyor. “Türk milliyetçisi rövanş” ile “Kürt milliyetçisi rövanş”ın aynı anda tatmini imkânsız.

Muhaliflik bu iki grubu bazı anlarda aynı cümlelerde buluşturabilse de aynı devleti hayal ettirmiyor. Muhalif Türk milliyetçisi “devlet geri gelsin” diyor; Muhalif Kürt milliyetçisi “devlet biraz geri çekilsin” diyor. İkisinin de AK Parti’ye öfkesi gerçek olabilir ama bu öfkeler aynı siyasi mimariye çıkmıyor.

AK Parti karşıtlığının en kırılgan yerlerinden biri, milliyetçilikler arası bu gerilim.

3.Seküler ve Ağırlıklı Olarak Genç Kitle

Muhafazakârlık karşıtı, modern, şehirli ve çoğu zaman genç kesim… Bu kesimin AK Parti’ye öfkesi daha gündelik, daha kültürel, daha kişisel. Bu kitle; aile, evlilik, çocuk, gelenek, din, “makbul hayat” gibi kavramlarla, mahalle normlarıyla (belki biraz da “köylülük”le) kuşatıldığını düşünebilir. Kadın-erkek ilişkilerinden eğlence kültürüne, giyim kuşamdan sosyal medyaya kadar hayatın birçok alanında muhafazakâr veya “geri” bir iklimle karşılaştığını hissedebilir. Onların rövanş duygusu, genelde, daha rahat, daha bireysel, daha seküler ve daha özgür bir hayat talebi üzerinden şekilleniyor.

Bu üçüncü grup, kesinlikle kendi içinde homojen değil. İlk bakışta hepsi “modern hayat” isteyen, muhafazakâr baskıdan sıkılmış, “aynı kültürel akımın parçası” insanlar gibi görünebilirler. Aynı mekânlarda bulunabilir, aynı şarkıları dinleyebilir, aynı sosyal medya dilini kullanabilir, aynı muhafazakâr siyasetçilere tepki gösterebilirler. Fakat yakından bakıldığında üç damar görülüyor. Eğlence-tüketim-kültür-sanat-edebiyat dünyasındaki çatışmanın fay hatlarını anlamak açısından bu üç damarı incelemek faydalı olabilir.

Muhafazakârlığa feminist bir perspektiften karşı çıkan ve modern yaşam isteyen kadınların net şekilde bir rövanş beklentisi söz konusu. Ancak bu beklenti kendini AK Parti’den ziyade genel olarak hayattan ve özellikle “ataerki”den alacaklı hissediyor olabilir. Burada mesele sadece “daha rahat eğlenelim” ya da “daha özgür yaşayalım” meselesi değil. Kadın bedeni, kadın emeği, evlilik baskısı, annelik dayatması, boşanma, nafaka, şiddet, kıyafet, gece sokakta olabilme hakkı gibi çok daha somut başlıklar da var. Muhalif kadınlar açısından, muhafazakârlık, çoğu zaman erkek egemen düzenin dini ve kültürel ambalajlanmış........

© Serbestiyet