menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kim olursa olsun: Fon vurgununda söylem ile eylem arasındaki uçurum

30 0
07.10.2026

Fon vurgunu patlak verdiğinden beri en yetkili ağızlardan aynı sözleri duyuyoruz. Sorumluluğu olan kim varsa hukuk önünde hesap verecek. Milletin parasına göz dikenlerin gözünün yaşına bakılmayacak. Birikimi tasfiye edilen fonlarda kalan yüz binlerce insan bu sözlere inanmak istiyor. Sözün ciddiyetini sınamak için dosyada kullanılan araçlarla; kanunun savcıya, hâkime ve düzenleyici kurumlara verdiği yetkileri yan yana koymak yeterli. Benim gördüğüm, arada derin bir uçurum var.

Bu uçurum yasal boşluktan doğmuyor. Kanun yolu çizmiş, ama o yol herkese aynı biçimde işletilmiyor. Fonları kuranlar ve yönetenler tutuklanırken, fondan milyarlar kazananlar hakkında kamuoyuna yansımış bir suç duyurusu bulunmuyor. İktidar partisinin yönetiminden bu dolandırıcılıkla ilişkilendirilen tek üst düzey isim için bugüne kadar gördüklerimiz üç şeyden ibaret: TMSF’nin açtığı hesaba yapıldığı söylenen kanunun öngördüğü bedelin yarısından da az bir ödeme, aklama şüphesine dayandığı bildirilen bir malvarlığı tedbiri ve parti organlarından affını isteme açıklaması. Muhalefete yönelik soruşturmalarda alışkanlık hâline gelen medyatik gözaltı, kelepçeli teşhir ve masumiyet karinesinin hiçe sayılması ise bu dosyada istisna kaldı. Bu uygulamaları kimse için istemeyiz; fakat aradaki fark, iktidarın hukuk uygulamasındaki çifte standardı gösteriyor.

Bütün bunların üzerine SPK, 1 Ekim’de, hangi kanun maddesine dayandığını göstermeden “fahiş kazanç” sahiplerini gönüllü iadeye davet etti ve IBAN numaraları duyurdu. Kanun haksız kazancı geri almak için ağır yetkiler tanımışken, SPK bir bağış kampanyasının diline başvurdu.

“Kim olursa olsun” sözü, kanun dosta da düşmana da aynı biçimde uygulanırsa ve dosya vurguncudan denetleyene, oradan da siyasi sorumluluğa uzanırsa karşılığını bulur.

Kanunun zaten verdiği araçlar

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn), Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), vurguncuyu da vurgundan pay alanı da soruşturmak için gereken araçları içeriyor.

Kilit hüküm SPKn m. 115’tir. Piyasa dolandırıcılığı soruşturması, SPK’nın başsavcılığa yazılı başvurusuna bağlıdır; kanun bunu muhakeme şartı sayar. Başvuru yapılmadıkça savcı ilgili hesaba bu suçlamayla uzanamaz. TCK’daki nitelikli dolandırıcılık, örgüt ve aklama suçları için ise aynı engel yoktur. Bu nedenle SPK, fondan milyarlar kazanan hesaplar hakkında başvuru yapıp yapmadığını, yaptıysa kapsamını, yapmadıysa gerekçesini açıklamak zorundadır. Soruşturmanın kapsamını belirleyen bu yetkinin siyasi ayrıcalık üretip üretmediği denetlenmelidir.

Suç tipleri de bellidir. Piyasa dolandırıcılığı SPKn m. 107’de, fon yöneticilerinin ilişkili kişilere örtülü kazanç aktarımını da kapsayan güveni kötüye kullanma m. 110/1-c’de düzenlenmiştir. Bunlara TCK m. 220’deki örgüt ve m. 282’deki suç gelirlerinin aklanması hükümleri eklenir. Yani paranın izini sürmek için araçlar hazırdır. MASAK’ın işlem erteleme yetkisi, CMK m. 128’deki el koyma ve TCK m. 55’teki kazanç müsaderesi, suç gelirinin tespitinden mağdura iadesine kadar bütün zinciri kurar.

TCK m. 55, suçtan elde edilen kazancın mağdura iadesine öncelik verir; müsadere ancak iade mümkün olmadığında devreye girer. Yani kanun fon mağdurunun parasını geri almak için kimsenin gönüllülüğüne muhtaç değildir.

Kanun, işlem bazlı piyasa dolandırıcılığında etkin pişmanlığın bedelini de açıkça yazmıştır. SPKn m. 107/3’e göre fail, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katını, her hâlde 500 bin liradan az olmamak üzere soruşturma başlamadan önce Hazine’ye öderse hakkında ceza hükmolunmaz. Soruşturma evresindeki ödemede ceza yarı oranında, kovuşturma evresinde hükümden önceki ödemede üçte bir oranında indirilir. Ölçü kanunda yazılıdır ve menfaatin iki katıdır.

SPK bu yasal zorunluluğu, Özata Denizcilik dosyasında kendi hatırlattı. Şirketin hisselerindeki işlemler nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunduğu kişilere, bu hükümden yararlanabilmeleri için menfaatin iki katını on beş gün içinde yatırmaları gerektiğini bildirdi.

Nisan 2026’da yapılan 163 milyon liralık alımı beş ayda yaklaşık 2,2 milyar liraya dönüşen eski bir bakan ve eşi hakkında ise, basına yansıdığı kadarıyla SPK’nın bir suç duyurusu yok. Çiftin yatırımlarının ana para dışındaki kısmını TMSF’ye iade ettiği haberi yapıldı. Başsavcılıktan izin verildiği belirtiliyor. Haberlere göre çiftin çıkış tutarı 2,2 milyar lira civarında, kanunun aradığı tutar ise bunun iki katı, yani yaklaşık 4,4 milyar lira. Yatırıldığı söylenen para, olması gerekenin yarısından bile az. Menfaatin nasıl kazanıldığı sorulmadıkça ödemenin kanuni şartı karşılayıp karşılamadığı da biliniyor. Eylem, bilgi suistimali (m. 106) ya da bilgi bazlı piyasa dolandırıcılığı (m. 107/2) olarak nitelenirse durum daha da ağırlaşır; çünkü kanun bu suçlarda etkin pişmanlığa da yer vermiyor.

Yapılmayan, üstünkörü yapılan, tersi yapılan

Bakan’ın 6 Ekim’de açıkladığı tabloya göre 207 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 85 kişi tutuklandı, 26 hisse inceleniyor. Fonları kuran ve yönetenler sürecin içinde; olağandışı kazanç sağlayan hesaplar için ise duyduğumuz tek söz “inceleniyor”. SPK’nın bu kişiler hakkında m. 115 doğrultusunda başvuru yapıp yapmadığı, yaptıysa kaç kişiyi ve ne kadar tutarı kapsadığı açıklanmadı. Vurgun, fonu kuranla fondan kazananın birbirinden haberdar olarak hareket ettiği örgütlü bir eylemse, yalnız birini yargılamak suçluların yarısını dosyanın dışında bırakmak demektir. Kanun böyle bir ayrım yapmıyor, suç duyurusunda bulunup bulunmamaya karar veren idare yapıyor.

Mağdur için kurulmuş bir mekanizma da yok. Etkin pişmanlık kapsamında ödenen paralar Hazine’ye gidiyor, mağdura değil. Yatırımcı Tazmin Merkezi yalnızca aracı kurumun nakdi veya sermaye piyasası aracını teslim edememesinden doğan zararları karşılıyor, piyasadaki fiyat hareketlerinden doğan zarar açıkça kapsam dışında tutuluyor (SPKn m. 84/2). Tasfiye edilen 131 fonda 455 bin 758 yatırımcı var. Bu sayının arkasında, birikimini kamu otoritesinin denetimine güvenerek bu fonlara yatırmış insanlar var. Onların hakkını ceza soruşturmasında el konulan malvarlığıyla ya da yurt dışına kaçırılan paraların iadesiyle buluşturacak bir yol ise bugüne kadar tarif edilmedi.

– Üstünkörü yapılanlar

CMK m. 128’e göre el koyma kararı verilebilmesi için ilgili kurumlardan, bu dosyada öncelikle SPK ve MASAK’tan, malvarlığının suçtan elde edildiğine dair rapor alınır. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla onlarca şirket ve fon hakkında konulan tedbirlerin bir kısmı, birkaç saat içinde SPK’nın yaptığı “yeni değerlendirme” üzerine kaldırıldı. Bu ağırlıkta tedbirler hangi rapora dayanılarak konuldu, birkaç saat içinde hangi yeni bilgiyle kaldırıldı?

Fon skandalıyla bağlantılı yatırım bankalarının yöneticileri tutukluyken, BDDK’nın bu bankalardaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar vermesi 30 Eylül’ü buldu. Aradaki iki haftada bu bankaların hangi işlemleri yaptığı bilinmiyor. Kim kazandı, ne kadar kazandı, kaç hesaba ne kadar para aktı? Toplu rakamlarla dahi cevap veren yok.

Kanunun gösterdiği yönün tersine........

© Serbestiyet