menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi

65 1
25.01.2026

İsmet Özel bir “dava adamı.” Davalar çağının insanı. Davalar eskiyor, o eskimiyor. İsmet Özel’in yaşlanamaması diye bir sorun var. İçinde “bir gençlik ölümü” saklıyor. Hep genç ve sadece genç kalıyor. “Sıkılmış bir yumruk gibi giriyor” hayata. Herşeyin gençliğini istiyor. Katışıksız, uzlaşmaz. İçine girdiği her dünyayı kendi içinde patlatıyor. Bu yüzden nereye giderse gitsin kendi’nin dışına çık(a)mıyor. Hipermodern bir özellik olarak herşey onun dünyasında olup bitiyor. Şair hep ve sadece kendi dünyasını kuruyor ve kurduğu dünyaya muhatabını davet bile etmiyor. Müstağni, kimseden birşey istemiyor. Büyük bir şair olarak İsmet Özel’in dünya kuruculuk anlamında istiklal sahibi olduğunu teslim etmek gerekir. Dünya kurma kabiliyeti sadece şairlere özgü olmasa da az sayıdaki figüre nasip olan bir kudret. Şiir yazmak ve devlet kurmak aynı kurucu şiddetin iki nevidir. İsmet Özel Türkçede şiir yazar ve Türkiye’de yeni devlet (veya devleti yeniden) kurmak ister. Özel’in hükümranlık ve bağımsızlığı poetik bir şiddet gerektirdiği gibi politik bir yenilik anlamına da geliyor. Onun harf inkılabı da bir asla irca. Asaleti tevarüs edilmemişlerin başlangıçsal uzlaşmazlığı ondaki inat. Yabancılaşmaya karşı aslın/asaletin ihdası. Kendine geldikçe Müslüman, dünyaya karşı durdukça Türk olmak zorunda kalan bir benlik ısrarı İsmet Özel. Benlik savaştığında nefis olmaktan çıkar. Ölmeyi göze alan irade, safi hayat olmaya azmetmiştir. Savaşan benlik bir nevi ihlasını kazanır, halas bulur. Şair ihlas ile dünyadan (özgürlük) ve dünyadaki ben’den (varolmanın yükünden) kurtulabilir. O halde şair varlık vergisini savaşarak verecektir. Benliğin tezkiyesi için benlik zekatının dava cinsinden ödenmesi gerek. Zira “yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka birşey değildir.” O bir “partizan” gibi ölecektir. İdeolojilerin tükendiği bir zamanda hala bir dava adamı olmanın trajikliği şairde bir estetik hırçınlık ve berrak bir kendilik özlemi olarak tecelli edecektir.

İsmet Özel’e dair ilk metnimi 2012’de yazdım: “İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu.” O yazıda, edebiyata ilgisi sınırlı biri olarak yazı ve şiirlerine tesadüf edebildiğim kadarıyla İsmet Özel’i İslami camiadaki entelektüel yeri ve felsefi oryantasyonu itibariyle resmetmeye çalışmıştım. Şairin hırçın tarzını yansıtır tarzda biraz haşin bir üslubu olsa da bu ilk izlenimlerin bugün için de önemini koruduğunu düşünüyor ve metni buraya alıntılayarak başlamak istiyorum.

1. İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu

Hayır, bu bir harf hatası değil. Sehven ‘g’ yerine ‘t’ yazmadım. Kastedilen şey ahlak dediğimiz etik, daha da doğrusu etos, yani bir nevi tarz-ı hayat, beşerî üslub-ü sükun. Bir şair var: İsmi İsmet Özel. Şu an kaç yaşında bilmiyorum. Ama muharıp bir gazi. Harp meydanlarından harp meydanlarına koşturan bir savaşçı. Ruhu dik. Belki kendi kendisinden fazla asil bir edası var. İyi bir şairdir. Belki benim gibi bir şiir yoksulunun takdir edemeyceği kadar iyi. Şiirden yana mazurum. Lakin onun edasına dair birşey söylemek istiyorum.

Bu şair bir zamanlar sol değerler için savaşmış. Ne zamanki o hatta muharebe şiddeti belli bir desibelin altına düşmüş, orayı terk etmiş. Kırmızıyı bırakıp yeşil için vuruşmuş. Küre-i arzın en çetin ideolojik savaşlarından birinin cenk meydanında Batı kapitalizmi ve emperyalizminin saldırganlığının kendisine hedef seçtiği ve kimsenin aynı fotoğraf karesinde yeralmak istemediği gariban Müslümanlığın safına geçmiş, İslam-cı olarak savaşmış. Kırmızı için nasıl vuruştuysa, yeşil için de öyle vuruşmuş. Cephelere susamış bu savaşçı hep bir adım ileriden gidiyor. Tarih sanki onun peşinden koşuyor gibi. Onun ortalık ıssız iken yaptığı taraf değiştirmeleri şimdi muhtelif kişiler kitleler halinde bazan ucunda ulufe ümidiyle yapıyorlar.

O ise tüm bunlardan müstağni. Eskinin gariban Müslümanları şimdi muktedir oldular. İslamcılıkları da bitti. Çünkü savaşı “cılıkları” kazandı. Fakat savaşkan şair İsmet Özel çoktan taraf değiştirmiş. Meydan-ı harpte çatışmanın şiddeti hem çok düşmüş hem de savaşı kazananların ganimet yağması sebebiyle kendilerinden geçmelerine ramak kalmış. Şair bu zilletli halin kokusunu erkenden alıp meydanı terketmiş. Taraf değiştirmek için gittiği yer, yine zamanından sanki önce. Erken patlamış bir işaret fişeği onun gidişleri. Şimdi belki İstiklal Marşı Derneği kadar tenha bir hamaset köşesi. Ama yakında devletlenen dindarlar milliyeti iyice dine bandırıp hakim olunan ulus-devleti bir ümmet-millet’e çevirince, İsmet Özel’in gittiği adı konmamış köşeye kitlesel seğirmeler başlayacaktır.

Halbuki bu gidişat sarraflarının öndegideni henüz ortalık tam zifiri nihil olmadan bırakmıştı eski meydanı. Ve henüz ilk ışıkların düşmediği, el an izbe ve karanlık Türklük köşesine sermiş postunu, İstiklal Marşı okuyor. Şair ne de olsa. Gittiği yer o kadar dar ve manevra için elverişsiz gözükse de yakında oraya yığılma olacağını tahmin edebiliriz.

Hamasi İslamcılıkla başlayan siyasi serüven muhafazakar demokratlıkla mükafat-ı şahane olan devlete tırmanınca demokratlık merdivenine tekmeyi salladı eski İslamcılar. Şimdi artık mukaddesatçılığın yüksek irtifalarında uçuşlar yapmak için Türklük kulesinden tevhid-i tedrisat fetvaları alınıyor. İttihatçılığın Kemalist versiyonundan, dindar versiyonuna geçiş tamamlandığında kendimizi İsmet Özel’in kapısında bulabiliriz. Zira İsmet Özel’in gittiği yere bakarak önümüzdeki dönemin hareketlenecek cephesini tahmin edebiliriz. Türklüğün İslamlaşmasından şimdi İslamın Türkleşmesine doğru bir eğilimin belirleyici olacağı yeni bir döneme giriyor sanki Türkiye. Savaşta en önde ama ganimet zamanı başka cephelere giden bir şair İsmet Özel. Ve bu yüzden ihanet mi ettiği yoksa şecaat mı arzettiği bir türlü kestirilemiyor. Her seferinde keskin ve yırtıcı bir hamle ile muharebe meydanını terk ediyor. Onun gittiği yere bakarak bir sonraki muharebenin cephelerinden birinin, Türklüğün içine konuşlanmış bir Müslümanlık olacağını öngörebiliriz. Ve bu cephe muzaffer olmaya yaklaşınca İsmet Özel orayı da terkedecektir.

Ne kadar ilginç: bir şairin sezgi ve belki de kaprislerinde ideolojik havamızın meteorolojisini buluyoruz. Şairin kaprisleri sanki iradeyi heba olmaktan kurtarma hamleleri gibi. Onun bu yırtıcı dönüş’lerinde irade kendini istimalden iskat etmemek için kendini iskatı irade ediyor. Yahut sairin elinde irade, hiçbirşeyi murat etmemiş olmaktansa, hiçbirşeyi murat etmeyi seçiyor. Ve kendi kahramanlık etosu içinde yuvarlanan şair de kimin için savaştığından çok savaşıyor olmakla kendi kalıyor ve teselli buluyor. Ona sorarsanız, o hiç taraf değiştirmemiştir. Garip bir şekilde, haklıdır aslında. İsmet Özel savaşmaya taraf olduğu için aslında tarafını hiç değiştirmemiş oluyor. O hep aynı taraftadır. Savaşmanın tarafında. Hiçbirşey için vuruşmanın. (Mücahit Bilici, “İsmet Özel’in Kahramanlık Etosu,” HürBakış, 2012).

2. Özel’e Yeniden Bakmak

Aradan geçen zaman zarfında İsmet Özel konusunda kanaatim daha olumlu yönde değişti. Politik ifadelerinin (bir şairin delisaçması kaprisleri gibi görünseler bile) arkaplanda bir fikriyata istinad ettiklerini görmeye başladım. Bu fikirlerinin isabetine veya haklılığına işaret etmek zorunda değil ancak bu fikirlerin İsmet Özel’in hırçın tarzına rağmen saygıyı hakedecek ciddiyette olduklarını kabul etmek anlamına geliyor. Özellikle Enes Gündoğdu ve Hüseyin Etil gibi İsmet Özel’i fikri olarak bağlamsallaştırarak açıklayan entelektüel seslerin yazı ve konuşmaları şairi daha ciddiye almama ve milli kimlik gibi konulardaki düşüncelerine daha nüanslı bakmama vesile oldu. Bazı eserlerine bu yazı vesilesiyle de daha yakından bakmaya gayret ettim. Poetik olarak büyüklüğü tartışma götürmeyen İsmet Özel’in fikri ve politik konularda şüphesiz eleştirilecek çok tarafı var. Benim penceremden göründüğü haliyle genel bir tarif ve tenkidini yapmak üzere bu yazıyı Tezkire dergisinin İsmet Özel özel sayısı vesilesiyle yazıyorum. Kapsamlı bir tahlil değil. Bazı eski tespitlerimin açılımları, bazı yeni noktaların tespiti, İsmet Özel’in kimi tavırlarının eleştirisi var yazdıklarımda.

3. İsmet Özel’de İman

İsmet Özel’i şiir, felsefe, hatta devrimci aktivizmin terimleri ile duymaya ve anlamaya yatkınız. Ancak onu anlamada müracaat edilen kimi kavramların ironik bir şekilde yerli (veya Müslüman) biçimlerini hatırlamakta fayda olabilir. Mesela onda iman neye tekabül ediyor?

İsmet Özel’de Türklük cihada memur bir Müslümanlık olarak kurulurken çoğu insan açısından Müslümanlık ile Türklük arasında kurulan bu ters hiyerarşi kafa karıştırıcı geliyor. Nasıl oluyor da mesela Türk olmayan Müslümanlık, Müslüman olan Türklüğün en fazla “cahiliyye”si olmuş oluyor? İsmet Özel’de Türklüğün şartları ile Müslümanlığın şartları aynı değil. Acaba hangisi daha önemli olmalı? Çoğu muhatabı haklı olarak kavramların bu yeni diziliminde kayboluyor gibi: İsmet Özel Türklüğe mi Müslümanlığa mı inanıyor? Ya da neye inanıyor? Bence son tahlilde işin çekirdeğini başka birşey oluşturuyor. Ve onun Türklükle de Müslümanlıkla da o kadar ilgisi olmayabilir.

Peki nedir bu? İsmet Özel’i kendi elfazıyla bir “partizan” olarak tarif edebiliriz. Partizanlığı mümkün kılan tutuma da iman diyebiliriz. İsmet Özel’i anlamak için İsmet Özel’de imanı merkezi bir mesele olarak ele almak gerekir. Ancak yerli hale getirdiğimiz bu kavramın hala tavzihe ihtiyacı var. İsmet Özel’deki kurulumu itibariyle “iman” bizzat bir değer olmaktan ziyade küfre “karşıtlık” olarak tanımlanıyor. Bu sebepten dolayı Türklük kimliği de haklı olarak büyük ölçüde bir tür mücahitlik olarak okunuyor. Türklük Müslümanlığın bir üst mertebesi olarak kurulduğu için Türklük kimliği son tahlilde kafire karşı savaşan Müslümanı tanımlıyor. Buna rağmen şunu iddia etmemiz mümkün: İsmet Özel’i anlamak açısından karşı tarafın kafir olması, bu tarafın Müslüman veya Türk olması asıl önemli olan şey değildir.

İsmet Özel’de karşıtlığın bizzat kendisi bir değerdir. Peki İsmet Özel buraya nasıl geldi? Mücadeleden. Mücadele ederek ve mücadeleden geldi. Çünkü karşıtlık hem öznelliğin alametidir. Yani hayattar olmanın, canlı olmanın, varolmanın, itiraz ederek varolmanın, şiir yazmanın, aleme kurulmanın, iz bırakmanın, yol açmanın bir ifadesi olarak karşıtlık hem toplumssallığı, hem özne olmayı, hem ahlakiliği imliyor. Ahlakiliği tamamen içermese de imliyor. Yani eğer kötüye karşıysan doğrusun ve iyisin sonucunu verecek bir ilişkilenme biçimi olarak karşıtlıktan bahsediyoruz.

Değişik adlarla geçen muhtelif değer teorilerinin bir yansımasıdır bu karşıtlık ilgisi. Hem ucuz versiyonu üretkenlik/üretim olan (iş, çalışma vesaire gibi) Kapitalizmin hayırdan ve........

© Serbestiyet