menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Polis hangi örgüte üye olduğunu biliyor, sen henüz bilmiyorsun

46 0
29.06.2026

1996 yılıydı. ODTÜ 1. Yurdun 3. Katındaki odamızda kalan 12 kişiden biri devrim yaparak “şeriat” getirmek istediğini gururla ve açıkça ifade eden bir arkadaşımızdı. Günde ortalama iki defa “iyi bir insan olduğumu ancak imanımın zayıf olduğunu, cehenneme gitmem halinde çok üzüleceğini, doğru yolu bulmam için elinden geleni yapmak istediğini” söylerdi. Samimiyetini bilirdim. Kendisiyle uzun fikir tartışmalarımız olurdu, bazen tartışmalar bütürdü. Fakat birbirimize “terörist” dediğimiz tek bir gün olmadı.

yurdun kantininde küçük bir kırtasiye ve fotokopi imkanı vardı. “Şeriatçı” arkadaşımız fotokopi çektirmek için gittiği kantinde kendisinden çok farklı düşünen öğrencilerce gitar eşliğinde yapılan bir protestoya şahit oluyor ve fotokopiyi beklerken gitarın da keyfini çıkarıyor. Bilin bakalım sonrasında neler oluyor?

ODTÜ’de o dönemlerde Jandarma Karakolu vardı ve sivil jandarmalar okulun her yerinde olurdu. Açıktan kayıt yapamadıkları protestolarda ezberleyebildikleri yüzleri resimlerden teşhis edebilen yetenekli siviller de vardı aralarında. “Şeriat” hayalleri kuran arkadaşımız bir hafta kadar sonra sarı bir zarf aldı ve tahmin edeceğiniz üzere savunması isteniyordu. “Falanca tarihte 2. Yurt kantininde yapılan “komünist” eyleme iştirak ettiğiniz tespit edildiğinden savunmanızı yedi gün içinde yazılı olarak sunmanız tebliğ olunur” benzeri kısa savunma talep yazısını tebellüğ eden arkadaşımızın yaşadığı şok savunma almasından değil “komünist” olmakla suçlanmasındandı. O eylem nedeniyle arkadaşımız da diğer öğrenciler de ceza almadı. Tatlı bir anı olarak kalmıştı… Gelelim günümüze.

“Suçun geçmiş zamanı vardı. Bugün ise suçun gelecek zamanı var.”

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri şudur: Devlet, insanların ne düşündüğünü değil, ne yaptığını yargılar. Bu nedenle modern hukuk, düşünceyi değil fiili, ihtimali değil olguyu, varsayımı değil delili esas alır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19. maddesi kişi özgürlüğünü güvence altına alırken, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi tutuklama için yalnızca bir şüpheyi yeterli görmez. “Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular” aranmasını emreder.

Bu ifadede geçen her kelime bilinçli olarak seçilmiştir. Tek tek kelimelere odaklanınca anlaması daha kolay olabilir:

“Kuvvetli, Suç, Şüphesi, Somut, Olgular.”

Çünkü hukuk devletinde özgürlük, ihtimaller üzerine değil, ispatlanabilir olgular üzerine sınırlandırılabilir. Bu ilke yalnızca Türk hukukunun değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının da temelidir. Mahkeme uzun yıllardır özgürlükten yoksun bırakmanın soyut kanaatlere değil, “objektif bir gözlemciyi ikna edebilecek somut olgulara” dayanması gerektiğini vurgular. Bir kişinin suç işlemiş olabileceğine dair makul şüphe, varsayımlarla değil, doğrulanabilir olgularla desteklenmelidir. Çünkü hukuk, insanların yanılabileceğini kabul ederek inşa edilmiştir.

Bir binada taşıyıcı kolonu yıkarsanız bina ayakta kalmaz. Ceza muhakemesinde de somut olguyu çekerseniz geriye yalnızca kanaat kalır. “Kanaat”, hele ki “kurum kanaati” hukuk güvenliğinin........

© Serbestiyet