Ah bir de gazoz şişesinde ırkçı olsam
“Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r) dedi ki: Hz. İbrahim’i yakma fikri Arap acemlerinin yani Kürtlerden birinden geldi. Ömrüme yemin olsun ki Kürtler bozgunculuklarını ve cefalarını sürdürmekte, insanlara zulmetmedeki aşırılıklarını devam ettirmektedirler. Bundan sonra da bunu artıracaklar ve bundan vazgeçecek de değillerdir. Ahlâken kendilerinde İbrahim Halil’in dini olan İslam’dan ahlâk ve amel olarak en ufak bir eser bulunmamaktadır. Amel açısından da böyledirler. Tabiatları Müslümanların mallarını talan etmektir. Bütün bildikleri zulümdür, hırsızlıktır, öldürmek ve yol kesmektir. Vallahi onlar bu yüce İbrahim milletinden değildirler. Allah insanlar içinde böylelerini çoğaltmasın. Onların en salihleriyle dostluk kurmaktan ve yaşadıkları bölgelere uğrayıp geçmekten bile sakın.”
Rûhu’l-Beyân , İsmail Hakkı Bursevî
Rûhu’l-Beyân’nın el yazması ciltleri
Yaklaşık 250 yıl boyunca tefsiri okutulan, İngilizler henüz futbolu icat etmeden 150 yıl evvel doğmuş, sıkı bir Bursaspor taraftarı olan İsmail Hakkı Bursevî, yani Bursalının Rûhu’l-Beyân adlı tefsirinde Enbiyâ Suresi’nin 68. ayeti için Kürtler hakkında geçen ifadeler bunlar. İsmail Hakkı’nın Bursevililiği de bugünkü Bursalılar kadar. Bulgaristan’da doğmuş, uzunca bir süre Bursa’da kaldığı için Bursevî namını almış. Neyse ki öğüdüne bir avuç ırkçıdan başka kimse kulak asmıyor; Kürt şehirleri yerli turist patlamasıyla dolup taşıyor.
Bugünlerde İsmail Hakkı Hazretleri’ni hâlâ hayırla yâd edenlere göre bu sosyolojik tespitli rasist bedduanın mevcudiyeti yoğun ırkçılıktan değil; daha erken dönem, 950’lerde yaşamış Arap tarihçilerin anti-Yahudilikle (kendileri de Semitik olduğundan anti-Yahudilik Orta Doğu için daha müsait) sosladıkları, Kürtlerin kökenine dair uydurdukları efsanelerin tesiridir. İşte bu yüzden Bursevî Hazretleri’ne bu yılı adamışlar; 2025 yılını Bursevî yılı ilan etmişler ve Bursevî’yi 28 Aralık gecesi TRT vergilerinin gittiği tek helal kanalı TRT 2’de yayınlayacaklar.
Bir mücevher gibi Bursevî’nin anti-Kürt ruhu türbesinde yanmaya devam ediyor. O ruh, bir ülkenin borçlu hissetmesi gereken, en çok utanç duyulması gereken kadınına küfür olarak zuhur ederken; önceki yazıda, kendini övmekten ziyade küfreden düşmanını tahkir ve tahrikle can bulan, nefes alan yeni tür milliyetçiliğe değinmiştik. Şimdi herkesin asıl merak ettiği, muhtemelen Bursa’daki tekstil fabrikalarındaki işinden fazlasını riske atmamış bu ırkçı güruh ile aynı hisleri paylaşan; ama kaydedecekleri daha ciddi makam ve mevki sahibi devletteki “Bursasporlular” ve bunların jeopolitik analizlere bulayıp saklayabildiklerini sandıkları anti-Kürt hırslarının Suriye’de tetikleyebileceği büyük savaş.
Leyla Zana’ya “o…pu” deyip vatan-millet hayrına delikanlılık yaptığını zanneden pespaye biri ile medyada yahut devlette kravatı, temiz üslubuyla ülkenin son ümidi olan barış sürecini bitirmek isteyenler ahlaki olarak aynı seviyedeler. Üslup çoğu zaman her şeydir; ama insan hayatı söz konusu olduğunda o üslup esasında hiçbir şeydir. “Dersim’de analar ağlamasın mı, dendi ?” derkenki kibar sükûnetiyle eski CHP’li, eski diplomat Onur Öymen, yıllarca kürsülerden bağırıp çağıran, asıp kesen Devlet Bahçeli’den çok daha ürperticiydi.
MİT, El-Mesudi ve Hakan Fidan
“Rivayete göre Davutoğlu Süleyman, seksen cariyeyi bir adaya yerleştirmiştir. Denizden çıkan cinler onlarla gizli saklı cinsel ilişkiye girmiş ve bu cariyelerden kırk tanesi hamile kalarak kırk erkek çocuk doğurmuştur. Bunların nesilleri çoğalınca yeryüzünü ifsat etmiş, fısk u fücur sergileyerek gasp ve talana başlamışlardır. Bu durumu Hz. Süleyman’a şikâyet ettiklerinde o da “Onları dağlara sürün.” demiştir. Ki Allah, mümin cariyeleri onun tecavüzünden korumuştu. O münafık cariyeler ise cinsi temasla hamile kalmıştı.........© Serbestiyet





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Mark Travers Ph.d
Gideon Levy
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin
Chester H. Sunde