menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İktidar neden umduğunu bulamadı?

15 1
yesterday

18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun diplomasının iptali ile başlayan ve şiddeti ertesi gün belli olan “turpun büyüğü” siyasi operasyonu, iktidarın beklemediği ve hazırlıksız yakalandığı şiddetli ve yaygın bir tepki ve direnç oluşturdu. İktidar, ortaya çıkan hasarı yönetmek için çeşitli önlemler alıyor, ancak sebeplerini doğru anlayıp analiz edebildiğini düşünmüyorum.

Erdoğan yönetimi, çok partili dönemin sadece en uzun değil aynı zamanda en güçlü siyasi iktidarı olmayı başardı. Karşısında gücünü dengeleyecek ölçekte hiçbir kurumsal veya sivil mekanizma kalmadı. Yasama, yürütme ve özerk kamu kurumları neredeyse tamamen etkisizleşti. Meslek, sermaye ve işçi-memur örgütleri, STK’lar ve düşünce kuruluşları ya iktidarın himayesine girdi ya da ses çıkaramayacak, çıkarsa bile cılız kalacak bir duruma düştüler. Medya büyük ölçüde iktidarın kontrolü altına girdi. Böylece iktidar sonuçlarından her zaman tatmin olmasa da ne isterse yapabilir hale geldi. Bunlara ek olarak, son dönemlerde iktidarın dış politikada elde ettiği başarı ve küresel konjonktür gücüne güç kattı.

Bunları düşününce iktidarın neden bu türden bir karşı direnç beklemediği kulağa anlaşılabilir geliyor. O halde, neden böyle bir durum ortaya çıktı?

İlk akla gelen, uzun bir seridir devam eden, her düzeyde heryeri ve herşeyi tahkim etme açgözlülüğü ile güç obezi haline gelen iktidarın, kamuoyunu ikna kabiliyetini kaybetmiş olmasıdır.

İktidar, elindeki en güçlü araç olan devletin yasal ve kurumsal işleyişinin -“mış gibi” yapmaya, “göstermelik” de olsa keyfiliği örtmeye hiç ihtiyaç duymadan- itibarını ve güvenirliğini bile-isteye yok etti.

Bir yanda, Anayasa mahkemesinin kararlarına uymayan alt mahkemeler, iktidar himayesindekilere uygulanmayan yasalar, verilmeyen cezalar, kayırmalar, diğer yanda ise “bizden” olmayana reva görülen tehditler, davalar, tutuklamalar, yaptırımlarla nefes alacak alan bırakmayan strateji. İktidara yönelik her türlü eleştiriye ve kurumsal ve sivil muhalefete yönelik ağır baskılar. Hukuku, yargıyı, İdari makam ve mekanizmaları, TÜİK, RTÜK ve İletişim Başkanlığı gibi kurumları iktidarın ideoloji, politika ve icraatlarını desteklemeye ve muhalefet etmeyi cezalandırmaya yönelik birer araç olarak tepe tepe kullanmak.

Rejimin imajı her şeyin Erdoğan’ın şahsında toplanarak kaynaştığı yekpare bir karar alma ve uygulama sistemden ibaret hale geldi. Dolayısıyla, kendi seçmenleri de dahil genel kamuoyunu devletin hukuki ve yargısal mekanizmalarının, bırakın bağımsız ve tarafsız işlediğine, “işlediğine bile ikna edemez hale geldi.

Sonuç, ortalığı sakinleştirmek için sabah akşam yetkili ağızlardan tekrarlanan “Türkiye bir hukuk devletidir” veya “yargı bağımsız ve tarafsızdır” sözleri Orwell’in 1984........

© Serbestiyet