menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Neden dinden uzaklaşıyorlar?

47 0
12.06.2026

Kur’an-ı Kerim, insan aklına sürekli çağrıda bulunur: “Hiç akletmiyor musunuz?”, “Gözlerinizi açmıyor musunuz?” Bu çağrılar, düşüncenin yalnızca bir imanı pekiştirme aracı değil, aynı zamanda var oluşun temel bir nefes alış biçimi olduğunu işaret eder. Oysa tarihsel süreç içinde pek çok din geleneği—İslam coğrafyası da dahil—bu çağrıyı tersine çevirmiş ve soruyu bir tehdit olarak kodlamıştır. Bugün Türkiye’de binlerce genç, binlerce dindar ailenin evladı ve onlarca entelektüelin yaptığı şey de belki tam olarak budur: onlara öğretilenlerle gözlemlediklerini bağdaştırmakta güçlük çektiklerini cesurca dile getirmek.

Son on yılda Türkiye’nin dinî manzarası çarpıcı ve hızlı bir dönüşüm geçirmektedir. Kamuoyunca tanınan dindar aydınların deist ya da ateist olduklarını kamuoyu önünde açıklaması; üniversite gençliği arasında “deizm” kelimesinin neredeyse bir kimlik ünvanına dönüşmesi; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu eğilimi kabul eden resmî açıklamalar yapması (1) ; KONDA başta olmak üzere araştırma kuruluşlarının gerçekleştirdiği anketlerin dinî kimlikte somut bir kayma sergilemesi (2)—tüm bu göstergeler, ciddi bir dönüşümün fiilen yaşandığını kabul etmemizi zorunlu kılmaktadır. Öte yandan Zübeyir Nişancı öncülüğünde hazırlanan Türkiye İnanç ve Dindarlık Araştırması (TİDA), 2022 yılı saha verileriyle bu tabloya kritik bir ampirik zemin sunmaktadır. TİDA bulguları, kamuoyundaki dinden uzaklaşma algısının sahadaki gerçek tablodan belirgin biçimde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır: çevrimiçi algı araştırmasına katılanlar inançsızlık oranını ortalama ,5 olarak tahmin ederken saha verisi bu oranın yalnızca %5,7 olduğunu göstermektedir. (3)

Ne var ki bu fenomeni doğru okumak, onu acele biçimde yorumlamaktan çok daha güçtür. Peki bu eğilim gerçekten yeni midir, yoksa köklü tarihsel gerilmelerin günümüzdeki yansıması mı? Gençlerin dinden soğuması, her nesilde yaşanan kaçınılmaz kuşak çatışmasının ötesinde bir yapısal kırılmaya mı işaret etmektedir? Dindar entelektüellerin deist ya da ateist kimliklere yönelmeleri özgür bir entelektüel keşfin mi, siyasi hayal kırıklığının mı, yoksa her ikisinin iç içe geçmesinin mi meyvesidir? Ve belki de en can yakıcı soru: bu sürecin sonunda ne kalacaktır?Türkiye’deki dinden uzaklaşma hem gerçek hem de kalıcılık potansiyeli taşıyan özgün bir olgu; ancak bu olgunun çok katmanlı nedenlerini kavramadan yapılacak her yorum—ister panik ister küçümseme biçiminde olsun—gerçeği gölgeleme tehlikesini barındırmakta.

DİNDEN UZAKLAŞMANIN TİPOLOJİSİ

“Dinden çıkmak” ya da “dinden soğumak” dediğimizde ne kastediyoruz? Bu soruyu sormadan yaşanan olguyu anlamak mümkün değil; çünkü söz konusu etiketler, birbirinden oldukça farklı bireysel ve toplumsal süreçleri kapsayan şemsiye kavramlardır. Sosyoloji literatürü, dinden uzaklaşmayı en az beş ayrı düzeyde kavramlaştırmaktadı (4); bu ayrımı gözetmemek, tartışmanın gereksiz yere ideolojikleşmesine zemin hazırlamaktadır.

Birinci düzey olan pratikten uzaklaşma, gündelik hayatta en yaygın biçimdir. Kişi kendini hâlâ Müslüman olarak tanımlamakta; ancak namaz, oruç, cami gibi dinî pratiklerden giderek uzaklaşmaktadır. Bu profil, Türkiye’de her zaman var olmuş ve çoğunlukla “kültürel Müslüman” ya da “geleneksel dindar” kavramlarıyla karşılanmıştır.

İkinci düzey, kurumsal kimlikten kopuştur: kişi, dinin kurumsal boyutlarını—Diyanet, tarikatlar, cemaatler—reddederken bir tür bireysel inancı sürdürmektedir.

Üçüncü düzey deizmdir: peygamberlik ve vahiy inancından vazgeçilerek yalnızca bir Yaratıcı tasavvuru benimsenmektedir.Dördüncü düzey agnostisizmdir. Beşinci ve son düzey ise ateizmdir.

TİDA’nın 2022 saha verileri bu tipologiye rakamsal bir zemin sağlamaktadır. Türkiye genelinde 18 yaş üstü nüfusun ,3’ü Allah inancına sahipken yalnızca %5,7’si inançsız kategorisinde yer almaktadır; bu dilimin %1,5’i ateizm, %2,5’i agnostisizm, %1,7’si ise deizme yakın konumu kapsamaktadır. Kümeleme analizi yoluyla oluşturulan dört tipoloji şöyle dağılmaktadır: nüfusun @,2’sini “ana akım dindar”, ),5’ini “muhafazakâr mütedeyyin”, ",2’sini “laik-Müslüman” ve %8,1’ini “laik-inançsız” grubu oluşturmaktadır. Özellikle laik-Müslüman profili—kurumsal dinî pratiklerden uzak durmasına karşın inancını sürdüren kesim—pratikten uzaklaşmanın ve kurumsal kopuşun en geniş kitlesini temsil etmekte; bu da dinden uzaklaşma tartışmalarının odağını deizmden çok ikinci ve birinci düzeylere çevirmemiz gerektiğine işaret etmektedir.

Bu bağlamda TİDA araştırması, Türkiye’deki “deizm” söyleminin terminolojik düzlemde de önemli bir düzeltmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Saha verileri, felsefi-teolojik anlamda gerçek deizmin—Allah’ın varlığını kabul etmekle birlikte vahiy ve peygamberi reddeden tutumun—Türkiye nüfusunun ancak yaklaşık %2’sinde gözlemlendiğini göstermektedir. Kamuoyunda “deizm” olarak nitelendirilen eğilim ise Grace Davie’nin “aidiyetsiz inanç” (believing without belonging) kavramıyla çok daha isabetli biçimde açıklanmaktadır: Allah inancı sürmekte, ancak bireyler kurumsal dinî yapılardan ve pratiklerden giderek uzaklaşmaktadır. Dolayısıyla sosyolojik kopuş ile teolojik kopuş arasındaki bu ayrımı gözetmemek, hem meseleyi yanlış çerçevelemekte hem de çözüm arayışlarını hedef şaşırtıcı bir mecraya taşımaktadır.

Charles Taylor, A Secular Age adlı devasa eserinde modern çağda dinden uzaklaşmanın yalnızca bir inanç kaybı değil, inancın koşullarının köklü biçimde dönüşümü olduğunu ortaya koyar. (5) Taylor’a göre bu çağda iman, artık “naif” bir kategori değildir; alternatiflerin farkında olarak, sürekli sorgulamaya açık, kırılgan bir konumda tutulmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’deki dinden uzaklaşma eğilimi, dinin “zahmetsiz” bir kimlik olmaktan çıkıp bilinçli bir tercih meselesine dönüştüğü bir çağın kaçınılmaz meyvesidir.

DİNDEN UZAKLAŞMANIN NEDENLERİ

Türkiye’de dinden uzaklaşma olgusunun nedenlerini tek bir etken ya da tek bir çerçeveye hapsetmek, hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan yetersiz kalacaktır. Şimdi bu nedenlerin her birini tek tek ele alalım. Bu unsurların her biri çoğu zaman iç içe geçtiği, birbirini beslediği ve katmanlı bir etki yarattığını da unutmamalıyız.

Dijital Çağda Alternatif Söylemlerin Çoğalması ve Dindarların Yetersiz Kalışı

Türkiye’nin 18 yaş altı nüfusunun büyük çoğunluğunun internet bağlantısına sahip olduğu bir çağda, dinî otorite yapıları tarihte benzeri görülmemiş bir sarsıntı yaşamaktadır. Bu sarsıntı salt teknik değil, köklü biçimde epistemolojik bir nitelik taşımaktadır: kim, neyi, nasıl bilir sorusunun yanıtı değişmektedir.

Geleneksel dinî bilgi aktarımı üç temel mekanizmaya yaslanıyordu: kişisel otorite (imam, hoca, şeyh), kurumsal onay (medrese, ilahiyat fakültesi, Diyanet) ve sosyal kontrol (aile, cemaat, mahalle). Dijital çağ bu üç mekanizmanın işlevini derinden sarsmıştır. YouTube’daki ateist tartışma kanalları, Reddit’teki din felsefesi grupları ve Twitter/X’teki anonim teoloji tartışmaları, gençlerin bu üç mekanizmanın dışında kalan geniş bir entelektüel ekosisteme erişimini mümkün kılmaktadır. Artık bir lise öğrencisi, hiçbir akademik kuruma bağlı olmaksızın Spinoza’nın Tanrı anlayışını, Bertrand Russell’ın “Neden Hristiyan Değilim” metnini ya da İslam’a yönelik çeşitli Batılı eleştirel çalışmaları okuyabilmektedir.

Sorunun kritik boyutu şurasındadır: Kurumsal İslam, bu enformasyon akışıyla boy ölçüşecek bir kapasite geliştirememiştir. Enis Doko’nun tespit ettiği üzere, İslam âlemi küreselleşmeye hazır değildi; “âlimler, modern sorunlara, farklı dinlerden gelen eleştirilere yeterince yanıt geliştiremedi.”(6) Öte yandan Doko’nun “Deist Skolastikler” makalesinde dikkat çektiği gibi, bu boşluğu doldurmaya çalışan bazı düşünürler de yeterli entelektüel donanımdan yoksun biçimde, basit saldırı ve etiketlemeyle yetinmekte; böylece dinî otoritenin boşluğuna çözüm değil, yeni bir dogmatizm ikame etmektedir.(7)

Dijital ortamın yalnızca dinden uzaklaşmayı kolaylaştırdığı savı, tek yönlü bir okuma olacaktır. Aynı ekosistem, pek çok gencin köklü dinî gelenekleri—İslam felsefesini, Sufi metafizik geleneğini, kıraat bilimini, İslam tarihini—kendi iradesiyle ve eleştirel bir perspektifle........

© Serbestiyet