menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bolivar’a saldırmanın mükafatı: Nobel Barış Ödülü

14 0
16.10.2025

Nobel Barış Ödülü, yaygın kanının aksine, “sınıflar üstü olduğu düşünülen” “evrensel değerlerin” değil, egemen sınıfların ve onların iktidar ilişkilerinin bir yansımasıdır. Tarihsel olarak incelendiğinde, bu ödülün burjuvazinin ve devletlerin siyasi ve ekonomik çıkarlarını meşrulaştıran bir platform işlevi gördüğü açıkça görülür. Nobel törenini düzenleyenler ve ilgili ödül komitesi de, sınıflar üstü “demokrasi”, “barış” ve “insan hakları” var olabilirmiş gibi bu kavramları kullanagelse de, tüm söylemlerin arkasında her zaman belirli bir ideolojik perspektif ve politik çıkar mevcuttur.

Ödülün kime verileceği, verilmeyeceği veya kimin aday gösterileceği kararları da, egemen sınıfların dünya görüşü ve çıkarları doğrultusunda şekillenir. Bu perspektiften bakıldığında, Venezüella’daki emperyalist çıkarların savunucusu María Corina Machado’nun Nobel ödülü kazanması da bu çerçevede gerçekleşmiştir. Ödül, burada bir “barış” aracı olarak değil, uluslararası sermayenin Venezüella’daki temsilcisini meşrulaştırma aracı olarak işlev görmektedir.

7 Ekim 1967’de, Venezüella’nın kalbi Caracas’ın lüks semtlerinde, burjuva elitinin tam göbeğinde doğan María Corina Machado, sıradan bir politikacı değil, adeta içerisine doğduğu sınıfa ait bir siyasal proje olarak kendi varlığını inşa etmiştir. Babası Henrique Machado Zuloaga, Venezüella’nın çelik endüstrisi devi SIVENSA’nın sahibi olarak, ülkenin en güçlü oligarklarından biridir. Hugo Chávez’in, petrol başta olmak üzere stratejik sektörleri ulusallaştırarak halkın yararına sunan politikaları, tam da bu ailenin servetinin ve gücünün kaynağını kurutma tehdidi taşıyordu. Annesi Corina Parisca Pérez ise, seçkin çevrelerde tanınan bir psikolog olarak, bu ayrıcalıklı dünyanın bir diğer temsilcisiydi.

Ancak Machado ailesinin emperyalist ağlarla bağı sadece Venezüella sınırları içinde değildi. Machadolar, uluslararası sermayenin ve siyonist lobinin en derin katmanlarıyla iç içe geçmişti. Büyük amcası Pedro Zuloaga ve dedesi Carlos Eduardo Mendoza, 1947’de Birleşmiş Milletler’de, Filistin halkının topraklarının işgal edilerek İsrail’in kuruluşunun tanınması için oy kullanan, siyonist projenin kilit aktörlerindendi. Bu kan bağı, Machado’yu, Wall Street’in, Pentagon’un ve Tel Aviv’in çıkarlarını Venezüella’da savunacak doğal bir “seçilmiş” kılıyordu. Onun siyasi kariyeri, bu zehirli mirasın kaçınılmaz bir devamıdır.

Machado’nun siyasi sahneye çıkışı, “demokrasi” ile değil, bir darbe girişimiyle oldu. 2002’de, Hugo Chávez’e karşı düzenlenen ABD destekli darbe, onun gerçek yüzünü gösterdi. Machado, bu kalkışmanın ateşli bir savunucusu ve organizatörü olarak öne çıktı. Kurduğu Súmate adlı sözde “sivil toplum” örgütü, aslında bu karanlık operasyonun finans ve propaganda ayağıydı. Súmate, ABD’nin Ulusal Demokrasi Vakfı (NED) ve Uluslararası Cumhuriyet Enstitüsü (IRI) gibi, CIA bağlantıları defalarca ifşa edilmiş kuruluşlardan milyonlarca dolar fon aktarılan bir mekanizmaya dönüştü. NED’in Latin Amerika’daki karanlık sicili – 1973’te Şili’de Salvador Allende’ye karşı düzenlenen kanlı darbeden, Nikaragua’da Kontraları finanse etmeye kadar – Machado’nun da içinde yer aldığı operasyonun niteliğini açıkça ortaya koyuyordu.

Machado, bu fonlarla, Venezüella’nın seçim sistemini itibarsızlaştırmak, Chávez’in meşruiyetini sarsmak ve nihayetinde darbeyi “demokratik bir ayaklanma” olarak pazarlamak için medyayı ve kamuoyunu manipüle etti. Ancak Venezüella halkının olağanüstü direnişi, darbeyi 48 saat içinde çökertti. Machado’nun ilk büyük emperyalist hizmeti, kısa süreli oldu ama azmini kırmadı; aksine, burjuvaziye kaybettikleri alanı geri........

© sendika.org