Burjuvaziden bağımsız bir sınıf hareketinin yol haritası
“İşçi sınıfı hareketinin yeni doğrultusu” dosyasındaki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.
İşçi sınıfı hareketi, sınıflar mücadelesinin bir parçasıdır. Dolayısıyla hareketin durumuna ilişkin bir değerlendirme de parçası olduğu sınıflar mücadelesinin aktüel dinamiklerine ilişkin bir değerlendirme üzerinden yapılmak zorundadır. İçinde yer aldığımız sınıflar mücadelesinin tablosunu çıkarmak için düşman sınıf burjuvazinin ve saflarında yer aldığımız işçi sınıfının örgütlerine, sorunlarına ve imkanlarına bakmak gerekir. Somut durumda bu tür bir analiz; Türkiye burjuvazisinin başlıca örgütü olan devlet ve mevcut 12 Eylül rejimi, rejimin bekçisi olan burjuva hükümeti, hükümete karşı emekçileri de peşine takan burjuva muhalefeti, bu çatışmada belirleyici fakat bağımsız olmayan sol hareket, sınıf içinde bağımsız ve militan bir çalışma örmek için mücadele eden sınıf örgütleri ve bu örgütlerin karşılarına aldıkları sendikal bürokrasi, işçi sınıfı içindeki geniş örgütsüz yığınların durumu ve eğilimleri titizlikle ele alınarak yapılmalıdır. Bu sebeple biz de işçi sınıfı hareketinin durumuna ve mücadele rotasına ilişkin bir tartışmanın önünü açmayı hedefleyen bu dosyaya, içinde yer aldığımız sınıflar mücadelesinin tablosunu çizerek başlayacağız.
Türkiye’de burjuva demokrasisi bir kriz içinde. Bu durum burjuva hükümetinin olduğu kadar burjuva muhalefetinin de elini zayıflatıyor. Erdoğan’ın yerel seçimler sonrası Özgür Özel ile başlattığı “normalleşme”nin yerini, rejimin köklü bir kurumu olan CHP’nin saldırıların hedefi haline geldiği ve Öcalan’ın “kurucu lider” olarak tanınarak masaya oturduğu “çözüm süreci”ne bırakmasına bakarak, Erdoğan’ın beslemeye çalıştığı güç illüzyonuna kapılmamak gerekir.
Erdoğan, yargısından parlamentosuna, rejimin kurumlarını ortadan kaldıracak güce sahip olmadığı için attığı her politik adımı bu kurumların işleyişi içinde, hukuki bir kılıfa uydurmak zorunda kalıyor. Üstelik tüm bu süreçte yaptığı ittifaklar kendisini değil, işbirliği yaptığı aktörleri güçlendiriyor. 7 Haziran’da HDP’nin barajı aşmasıyla tek başına iktidar olamayınca, MHP’nin eline sarıldı. MHP’nin devlet içindeki ağırlığı artarken bu ittifaktan doğan iç savaşın ekonomik ve siyasi yükü Erdoğan’ın sırtına kaldı. 2024 seçimlerinden sonra anayasa değişikliği/erken seçim sıkışmışlığını çözmek için normalleşme adımları attı. Erdoğan’ın CHP ile barışırken iç savaşın sorumluluğunu MHP’ye yükleyip ondan kurtulma girişimi, Bahçeli’nin Öcalan çıkışıyla çöktü. CHP ile normalleşmenin yerini yeni bir çözüm süreci aldı. Şimdi 2028’de yeniden cumhurbaşkanı adayı olmak için ya bir erken seçime ya da bir anayasa değişikliğine ihtiyacı var ama Erdoğan her iki seçenek için de muhalefetin rızasına muhtaç.
Sandık yolu başarısızlığa mahkum
Ne var ki hükümetin bu zayıflığı Amerikancı muhalefetin kendiliğinden güçlenmesine yol açmıyor. Tersine, o da zayıflıyor. Kılıçdaroğlu’nun taşıyıcılığını üstlendiği ve 2023 Cumhurbaşkanı seçiminde Altılı Masa’nın kurulmasıyla “zirveye” ulaşan P 1 projesinin başarısızlığı hızla gözler önüne serildi. O günden bugüne aktörler değişti, mutlak butlan kararıyla rejimin köklü partisi CHP tasfiye edildi, içinden Özel ve İmamoğlu’nun merkezinde durduğu Yeni Parti çıktı. Aktörler değişse de Amerikancı proje sürüyor. Proje sürdükçe, projenin gittikçe derinleşen açmazlarını yeni aktörler devralıyor. Kılıçdaroğlu’nun Amerikancı projesini bugün Özel’in Yeni Partisi üstleniyor.
Kılıçdaroğlu CHP’sinin yapamadığını Özel’in Yeni Partisi de yapamayacak. Çünkü Türkiye’deki Amerikancı proje, ayrı ama birbirleriyle ilişkili üç zeminde sıkışıyor. Birincisi, ABD zayıfladıkça, onun öncülüğünde kurulmuş dünya düzenini yeniden toparlama projesi de zayıflıyor. Dolayısıyla krizde olan Amerikancı düzenin restorasyonunu savunan projelerin başarı ihtimali dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de giderek düşüyor. İkincisi, Amerikancı projenin Türkiye’deki hedefi, Erdoğan’dan 12 Eylül rejiminin kurumlarına dayanarak seçim yoluyla kurtulmak ve bu rejimi yeniden tahkim etmekti. Oysa projenin dayandığı rejimin kendisi kriz içinde. Rejimin tüm kurumlarının altı oyulurken, projenin vaat ettiği restorasyonun maddi zemini artık yok. Üçüncüsü, Altılı Masa’nın dağılması Amerikancı projeyi bitirmedi ama mutlak butlan kararıyla CHP’nin bölünmesi, vakti zamanında Kılıçdaroğlu’nun başa getirilmesiyle projenin bir numaralı taşıyıcısı olan CHP’nin hem rejim hem de Amerikancı proje içerisindeki eski rolünü zedeledi. Bunun yanı sıra Amerikancı projenin ihtiyaç duyduğu seçim ittifakı ile bugün o projeyi üstlenerek sürdüren Özel’in mevcut durumu arasında da bir uyumsuzluk var. Projenin tutması için partilerin sağ bir çizgide buluştuğu, solun etkisinin törpülendiği ama soldan gizli ya da açık destek alınabileceği, kısacası en geniş düzen bloğunu kurabilecek birleştirici ve düşük profilli bir cumhurbaşkanı adayı gerekiyor. Ekmeleddin’den Kılıçdaroğlu’na varan isimler bu profile göre seçilmişti. Bugün ise Özel barikatın önünde, TOMA'nın üstünde, daha “sol” bir görüntüyle hareket ediyor.........
