menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmha mimarlığı ve demografik mühendislik: Şeyh Maksud ve Eşrefiye

20 11
11.01.2026

Şeyh Maksud (Şêx Meqsûd) ve Eşrefiye’ye dönük her saldırı, yüzeyde askeri ya da güvenlik gerekçeleriyle gerekçelendirilse de, özünde çok daha derin bir hakikatin etrafında şekillenir. Bu iki mahalle, Halep’in ve daha geniş ölçekte Suriye’nin çözülememiş toplumsal sorununun canlı kanıtıdır. Bu nedenle hedef alınırlar.

Çünkü bu mahalleler, devletin, DAİŞ (IŞİD), HTŞ, SMO vb cihatçı çetelerin ve Türk devleti vb bölgesel güçlerin üzerinde uzlaşamadığı ama aynı zamanda varlığına da tahammül edemediği bir tarihsel anomalidir. Anomali derken kastedilen düzensizlik değil, iktidar mantığının dışına taşan bir düzen, yani toplumsal hakikatin kendisidir.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye, Halep’in kuzeyinde yalnızca coğrafi bir konum değildir. Bu mahalleler ulus‑devletin, cihatçı teokrasinin ve kapitalist savaş ekonomisinin aynı anda başarısızlığa uğradığı nadir mekanlardır. Bu nedenle işgal edilmek istenirler. Çünkü bu iki mahalle, “başka bir yaşamın” mümkün olduğunu fiilen kanıtlamaktadır. İktidarların en büyük korkusu, silahlı bir düşman değil, kendi meşruiyetlerini anlamsızlaştıran yaşayan örneklerdir.

Bu noktada meseleyi dar bir “Kürt mahallesi” ya da “askeri hedef” kategorisine indirgemek, hakikati örtmek olur..

Şeyh Maksud ve Eşrefiye, Kürt kimliğinin tarihsel bastırılmasının ötesinde, Kürt Özgürlük Hareketi paradigmasının somutlaştığı toplumsal mekanlardır. Bu paradigmada devlet yoktur. Ama siyaset vardır. Ordu yoktur. Ama özsavunma vardır. Tekçi kimlik yoktur. Ama çoğulcu bir toplumsallık vardır. İşte tam da bu yüzden bu mahalleler, Türk devleti destekli HTŞ ve SMO gibi yapılar açısından tolere edilemezdir.

Cihatçı yapıların doğası, yalnızca ideolojik değil, ontolojiktir. HTŞ ve SMO, farklı biçimlerde de olsa aynı merkezi uygarlık krizinin ürünleridir. Her ikisi de toplumu ya mutlak itaat altına almak ya da yok etmek üzerine kurulu yapılardır. Bu nedenle toplumun kendi kendini örgütlediği, kadınların özne olduğu, farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşadığı her alan, bu yapılar için varoluşsal bir tehdittir. Şeyh Maksud ve Eşrefiye tam olarak böyle alanlardır.

Bu mahallelerin hedef alınmasının bir diğer nedeni, Halep savaşının tüm evrelerinde oynadıkları tarihsel roldür. Şeyh Maksud ve Eşrefiye, Halep’in en karanlık dönemlerinde bile ne Baas rejiminin mutlak otoritesine ne de cihatçı barbarlığın karanlık dogmasına teslim olmuşlardır. Bu tutum, klasik anlamda bir “tarafsızlık” değil, bilinçli ve örgütlü bir üçüncü yol pozisyonudur. Ne devletin tebaası olmayı kabul etmişlerdir ne de gericiliğin piyonu olmayı.

Bu üçüncü yol, Kürt Özgürlük Hareketi’nin geliştirdiği Demokratik Modernite paradigmasının kent ölçeğindeki en somut örneklerinden biridir. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de kurulan meclisler, komünler, kadın yapıları ve özsavunma birimleri, devletin çöktüğü yerde toplumun nasıl ayakta kalabildiğini göstermiştir. Bu yalnızca Kürtler için değil, Halep’in tüm halkları için bir deneyim alanı olmuştur. Araplar, Türkmenler, Ermeniler ve Süryaniler bu mahallelerde sığınak bulmuş, yaşamı burada yeniden üretmiştir.

İşte tam da bu nedenle, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye yönelik saldırılar tesadüfi değildir. Bu saldırılar, bir intikam refleksi değil, bilinçli bir imha stratejisidir. Amaç sadece askeri kontrol sağlamak değildir. Amaç, bu deneyimi ortadan kaldırmak, hafızayı silmek ve topluma şu mesajı vermektir: “Devletsiz, teokratik olmayan, erkek egemen olmayan bir yaşam mümkün değildir.”

Son günlerde Türk devletinin teşviki ve destekleriyle HTŞ ve SMO çeteleri eliyle gerçekleştirilen saldırılar ve katliamlar, bu stratejinin güncel tezahürleridir. Bu saldırılar, askeri zorunlulukla değil, Türk devletinin Kürt düşmanlığı ve ideolojik nefretle açıklanabilir. Çünkü bu mahalleler düşmediği sürece, HTŞ’nin “İslami düzen” iddiası da, Türk devleti ve paramiliter gücü SMO’nun “istikrar” söylemi de boşlukta kalmaktadır. Şeyh Maksud ve Eşrefiye, bu yalanların yaşayan teşhiridir.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye hedef alınmaktadır. Çünkü bu mahalleler birer coğrafi alan değil, birer politik hakikattir.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye yönelen saldırıları anlamak için, bu saldırıları gerçekleştiren yapıların ideolojik, siyasal ve ontolojik karakterini açığa çıkarmak zorunludur.

Çünkü HTŞ ve SMO, yüzeyde birbirinden farklı gibi görünen ama özünde aynı tarihsel krizin iki ayrı yüzü olan yapılardır. Her ikisi de devletli uygarlığın kriz anlarında ürettiği, toplumu bastırma ve yeniden biçimlendirme işlevi gören şiddet aygıtlarıdır. Aralarındaki fark yöntemsel ve söylemseldir. Amaçları aynıdır: Toplumsal olanı tasfiye etmek, iradeyi merkeze bağlamak ve itaat, biat üretmek.

HTŞ’nin ideolojik dünyası, dinin ahlaki ve toplumsal boyutundan bütünüyle koparılmış, onu mutlak iktidarın meşrulaştırma aracına indirgeyen bir zihniyet üzerine kuruludur. Bu zihniyet için toplum, kendini yönetebilen bir özne değil, disipline edilmesi gereken bir sürüdür.

İtaat etmeyen her kolektif yapı, ister Kürt olsun ister Arap, ister Müslüman ister başka bir inançtan, mutlak düşman kategorisine sokulur. Çünkü HTŞ’nin varlık koşulu, toplumsal çeşitlilik değil, homojenleştirilmiş korkudur. Şeyh Maksud ve Eşrefiye ise korku üretmeyen, aksine korkuya karşı örgütlenen alanlardır. Bu yüzden HTŞ açısından bu mahallelerin varlığı, sadece askeri değil, ideolojik bir yenilgidir.

SMO paramiliter çeteleri ise daha karmaşık ama daha çıplak bir yapıdır. İdeolojik tutarlılığı zayıf, politik yönelimi dışarıdan belirlenen, Türk devletinin bölgesel çıkarlarına göre konumlandırılmış bir vekalet aygıtıdır.

SMO’nun temel özelliği, savaşan bir topluluk olmaktan ziyade, savaşın kendisini bir geçim ve iktidar biçimi olarak içselleştirmiş olmasıdır. Bu yapı için mahalleler, halklar ya da yaşam alanları değil, kontrol edilecek bölgeler, yağmalanacak kaynaklar, tecavüz edilecek kadınlar ve demografik olarak dönüştürülecek alanlar vardır. Şeyh Maksud ve Eşrefiye, bu mantığa direnen nadir alanlardandır.

HTŞ ile SMO’nun Şeyh Maksud ve Eşrefiye konusunda örtüşmesinin nedeni tam da burada yatar. Bu iki yapı, normal koşullarda........

© sendika.org