İspanya’nın plastik denizi
Dünyanın uzaydan görülen tek yapısının Çin Seddi olduğu söylenir ama kimi uzmanlara göre bu yapı İspanya’nın güneyinde Endülüs bölgesindeki “plastik denizi”dir. Kimileri seralar içinde bol sebze ve meyve yetiştirildiğinden ve genelde orta ve kuzey Avrupa’ya yollandığından “Avrupa’nın bağı”, kimileri “sera okyanusu”, diğer kimileri de “sera cehennemi” adını vermişlerdir.
Endülüs plastiğin El Dorado’sudur.
35-40 bin hektara yayılan bir sera tarlasından söz ediyoruz.
Kimileri ise Endülüs’e beyaz örtüyü görünce yazın ortasında kar mı yağdı diye sorarlar.
Dünyada başka örneği yoktur. Fas da İspanya’dan örnek alarak daha küçük bir plastik denizine sahip olmaya başlamıştır.
Seraların bulunduğu bölge Almeria ve El Ejido kentinin çevresi. Kuzey’de 2247 metre yükseklikte Sierra de Gabor dağları ile güneyde Akdeniz arasında kalan bir bölge. Kış aylarının ortalama sıcaklığı 12 ve yaz aylarının ortalama sıcaklığı 28 derece. Yarı kurak, az yağmur alan, suyu az, ve başlangıçta az da olsa hayvancılığın yapıldığı bir bölge. Kuzey-Güney arası 15 kilometre ve doğu-batı arası 30 kilometre olan bir bölge.
Seraların dışında zeytinlik, bademliklerin de olduğu bir bölge. İspanya’nın dünyadaki zeytinyağı üretimindeki payı yüzde 30. Badem gibi ihracatın önemli bir kalemi de zeytinyağı.
Faşist Franko döneminde Sömürgeleşme Enstitüsü yoluyla 1950’li yıllarda kimi topraksız köylülere ve dağda yaşayanlara bu bölgeden toprak verilir. Az çok sulama ile tarım yapmaya başlarlar. Biraz da kaba yonca ekerler. Pek başarılı olmasa da insanlar dağ yamacında üzümlük yaparlar ve bağ kütüklerini korumak için çuval beziyle örterler ve bu seraların ilk başlangıcıdır. Daha çok aile işletmeleri olup toprak 2-5 hektar arası değişir.
1960’lı yıllarda kum, gübre, toprak karıştırılarak yeni bir modele geçilir ve ilk seralar görülür.
Kum nemi tutar ve tarım az su gerektirir.
1970 sonrası seralar vahşi kapitalizmin etkisi altında gelişmeye başlar. Kurulması kolay ve ucuzdur.
1980’den sonra ise ülkenin “demokratikleşme” ve Avrupa’Birliği’ne giriş dönemidir. Avrupa gibi büyük bir pazar açılınca plastik seralar hızla büyümeye başlar ve tarım alanlarının yaklaşık yüzde 90’ı seralarla ve beyaz plastikle kaplanır. Bölgeye yeni göç dalgası da başlar ve özellikle göçmenler gelir. Yakın ülke Fas’tan, Afrika’dan, hatta Güney Amerika ve Romanya, Bulgaristan’dan işçiler gelir, yerleşir.
Yeraltı suyu pompalarla çekilirken ayrıca sulama kanalı da yapılır.
Daha çok sebze (domates, salatalık, biber, avokado) ve meyve (şeftali, elma, portakal) üretilir. Huelva bölgesinde 7000 hektar serada çilek yetiştirilir. Avrupa’da tüketilen çileğin yüzde 30’u buradan gelir. Sebze ve meyvelerin mevsimselliği kaybolur ve yaz-kış üretilir. Ağaç, kuş, böcek bulunmaz, ama tarım ilacı, gübre, suni tohumlar ve plastik bolca kullanılır. Hektar başı üretim 50 tondur.
Büyük ölçüde ihracata dayalı yoğun tarım söz konusudur.
Bir yılda üretilen sebze ve meyve 3 milyon tondur. 24 saatte ambalajlanır ve 48 saatte teslim edilir. Özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere gibi büyük pazarlara yollanır.
Her gün 3000 kamyon yola çıkar. Yıllık ciro 1,5 milyar avrodur.
Seralar günümüzde bilgisayar denetimli olup, sulama damlama olarak yapılır. Su ise barajlardan, yeraltı suyunu çeken pompalardan ve deniz suyunun tuzdan arıtılmasıyla elde edilir ki bunun sulamada payı yüzde 30’dur.
Tarım işletmeleri dışında bölgeye bankalar, donanım şirketleri, tohum satan şirketler, büyük marketlerin satın alma birimleri vb. yerleşir. El Ejido kentinin nüfusu 45.000’den 90.000’e fırlar.
Temelde aile işletmeleri olsa da sanayi-tarım işletmelerinin egemenliği altındadırlar. Kooperatifler vardır ama büyük gruplara aittir. Örneğin Agro paniente Unico Group Kpoperatifi’nin 1500 çalışanı vardır. “Alhondiga Union” 800 çalışana sahiptir ve 2000 çiftçi ile 245 ton/yıl sebze üretir. “Agroiris”in 1300 çalışanı vardır ve hepsi de Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın marketleriyle çalışırlar. Monsanto ve Syngenta’nın araştırma merkezleri bulunur.
“Caja Rural” bankası yerleşir ve bolca kredi verir. Çiftçi banka ile tohum, ilaç satan firmalar arasında kalır ve ürünü ucuza kapatılır.
Plastik denizinin mahkûmları
Seralarda çalışanların sayısı yaklaşık 100.000 kişi olup çoğu göçmendir ve kaçak çalışanlar da çoğunluktadır. Derme çatma ve plastikten yapılı barakalarda kalırlar. Elektrik, su yoktur. Olduğu zaman da sık sık kesilir. Seraların altında 50 dercede çalışırlar. Günlük yevmiye 25-45 avro arasında değişir. Bu işgücü sayesinde Avrupa aç kalmaz!
Mevsimine göre 80.000 ila 150.000 kişi çalışır ve yarıya yakını göçmendir ve kaçak işçi çoktur. İş güvencesi olmadığından ve geri de dönemediklerinden bolca sömürülürler. İş sözleşmesi yapıp kalma olanağı sağlamak için patrona 6000-7000 avro ödemek zorunda kalırlar. Seralarda bolca kullanılan tarım ilaçlarının etkisi altındadırlar. İş güvencesi olmadığından gece gündüz asgari ücretin çok altında bir ücretle çalışırlar. Kaçak işçilerin durumu daha da ağırdır.
2000 yılında Faslı bir işçinin bir olaya karışmasından sonra üç gün boyunca ırkçı ve ayrımcı gösteriler yapılır ve göçmen işçiler hedef alınır. İspanyol yazar Juan Goytisolo (ölüm 2017) ırkçılık üzerine çok sayıda makale yazar.
İlk önemli sorun seralardan kaynaklanan ve her üç yılda değiştirilmesi gereken plastik çöplerdir. Bir yılda kullanılan plastik 3 milyon ton olup sadece yüzde 10’luk bir kısmı geri dönüşüme uğrar. Kalan kısmı yakılır, doğaya, yasa dışı çöplüklere ve özellikle Akdeniz’e bırakılır.
Yeraltı suları tükenmek üzeredir ve suyu bulmak için 1000 metreden ötede kazılar yapılır.
Plastik denizi gelişmeye başladıkça toprak fiyatları etkilenir ve spekülasyona maruz kalır.
Tarım ilaçlarının insan ve çevre sağlığına verdiği zarar önemlidir ama çalışanlar kaçak işçi olduğundan insan yaşamı pek dikkate alınmaz. Nasıl olsa yine binlercesi gelecektir. Yeşil kapitalizmin sömürüsüne üç beş kuruş için katlanırlar.
Deniz suyunun tuzdan arıtılması ve sulamada kullanılması pahalıdır ve ödeyen yine çiftçidir.
1987 yılında yakınlarda doğal bir park kurulması sorunları çözmez.
İklim değişikliği ile sorunlar daha da artacak. Kuraklıkla yeraltı suları da tükenecek.
2006 yılında kasırga seraları vurur ve 20 hektar sera dağılır, yok olur.
Bakalım plastik denizi ne zaman kuruyacak ya da tarım-orman işbirliği içinde, çiftçinin egemen olacağı yeni bir tarıma geçilmek zorunda kalınacaktır? Organik tarım yapanlar olsa da sayıları azdır ve plastik denizinde kaybolurlar ve etkilenirler. Sera tamam da cehennem olmasın!
Danielle Provansal: Ethnographie et developpement durable: une etude de cas dans une zone d’Andalousie prientale, Le Courrier de l’Environnement, İNRA, 1996, (hal.science).
Christophe Trecher: l’eau, l’agriculture andalouse à sec, Sesame, 2024, no:15 (shs.cairn.info).
C.de Llanos: L’Andalousie dans l’europe, l’essor du secteur frutier et maraiche, 1990 (books.google.fr).
Joel Bremond: La gestion de l’eau en Espagne, Cahiers de CRINI, 2023/4.
Hugh Mosley: Espagne: Elargir la conception du develeppement économique et de la création d’emploi, LEED, 2005 (books.google.com).
Andre Humbert: Terroirs patrimoniaux andalous: Une cohabitation possible avec l’agriculture hors saison, Mediterrannée, 2007/9 (journals.openedition.org)
Patrick Herman: Espagne, l’enfer des serres, Alternatives İnternationales, 2005/2 no:21.
Coline Sauzion , Bernard Roux: Le modele de production intensive de legumes à Almeria,agter.org, 2017/06.
Forumcivique.org; tf1.fr; publiceye.ch; lalibetre.ch; fr.wikipedia; photo.geo.fr; revue-ballast.fr; gistiorg; arte.fr; cnes.fr; reporterre.net.
