menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir mevzi olarak ODTÜ: Barikatlar ve boykotlar arasında bir dönem

18 0
21.03.2026

ODTÜ öğrencileri olarak kendi kampüsümüzde öldürüleceğimizi sandığımız, yapayalnız bırakıldığımızı hissettiğimiz anlarda diğer üniversitelerden arkadaşlarımızın sloganları ile karşılandığımız, sabah uyandığımızda hangi arkadaşımızın evinden alındığını öğrenmeye çalıştığımız günlerin üzerinden bugüne tam bir sene geçti. 19 Mart sabahı kayyum rektörlüğün soykırım destekçisi Socar ile yaptığı anlaşma için düzenlediğimiz eylemden sonra eylem komitesi hızlıca yurtlar önüne bir eylem çağrısı çıkmış, bundan sonraki süreçte toplanma yerimiz olacak Doğu yurtlarından 5.yurdun önünde saatler içinde yüzlerce öğrenci birikmişti.

İmamoğlu’nun tutuklanması üzerine başlayan 19 Mart eylemleri, ODTÜ kampüsündeki öğrenci hareketinde inanılmaz bir sıçrama yarattı. Defalarca kez yeniden toplandık ve dağıldık. İstanbul Üniversiteli öğrencileri yıktığı barikat tahmin edemediğimiz ve bazen de kontrol edemediğimiz bir etki yarattı. Söğütözü’ne yürüdüğümüz günden itibaren mezuniyete kadar ODTÜ, devrimci geleneğine yakışacak bir eylemlilik sürdürmeye çalıştı.

“Bu kadar olduğunu bilmiyordum”: İlk cop ve ilk slogan

Rektörlük kararıyla okula giriş çıkışlarımızın belirli saatler ve kapılar dışında engellenmesi, dersi olanların ve okulda kalanların defalarca kez özel güvenlik ve çevik kuvvet tarafından kapı dışarı edilmesi, üzerine polisin kampüsün içine kadar girmesi üzerine ODTÜ öğrencilerinin hepsi için bir ev, yaşam alanı, en önemlisi de güvenli alan olan kampüsümüz “savunulması gereken bir alan” haline geldi. Verdiğimiz mücadele bize ait olan bir alanı savunma ihtiyacına dönüştü. Özellikle, rektörlük önünde alınan uzun bir forumdan sonra rektörlük binasının hemen üzerinde konumlanan ve okuldaki herkesin dinlenme alanı olan Fizik Çimlerinde oturan arkadaşlarımıza yapılan baskın, polisin öğrenci arkadaşlarımızın eşyalarını kaçırması olayıyla beraber öğrencilik sürecinde okul içinde yapılan ağır müdahalelere, Gezi ya da Rant Yolu gibi polisin okula çok ciddi saldırılarda bulunduğu direnişlere denk gelmemiş daha küçük arkadaşlarımız için saray rejiminin işkencesini somutlaştırdı. Okulun daha “apolitik” çevrelerinde kalan sıra arkadaşlarımızdan, o dönem en sık duyduğum cümle “bu kadar olduğunu bilmiyordum” oluyordu sanırım. Özellikle büyük şehirlerde büyümemiş, daha önce oturduğu şehirde onur yürüyüşü ya da çatışmalı 1 Mayıs’lar görmemiş arkadaşlarımız polisle ilk defa karşı karşıya geliyordu. Yıllardır devletin dört bir koldan kutsallığını öğrettiği kolluk kuvvetleri ilk defa kendi okullarında onları hedef alıyordu. Bu sırada, yine aynı devlet faşizmini paylaşan ama birtakım kesimler tarafından sürekli övülen “Mansur başkan” bizi tamamen yalnız bırakmıştı. Okulun Eskişehir yoluna bağlanan A1 girişinde polis işkencesine uğradığımız, polis barikatını aşmaya çalıştığımız sırada net bir şekilde görebildiğimiz CHP binasından bize hiç yardım gelmedi.

Bir mevzi olarak kampüsü sahiplenmek 

ODTÜ’de derslerin durması ve o büyük eğitim boykotu sadece okula gitmemek ya da sınavlara girmemek değildi; bu, hayatın dayatılan akışını topyekûn reddetmekti. Kampüs artık bir eğitim yuvası olmaktan çıkıp savunulması gereken bir kale haline gelmişti. Sıra arkadaşlarımız gözaltındayken, başka üniversitelerdeki arkadaşlarımızın da eğitim hakkı gasp edilirken, biz kendi kampüsümüzde sabaha kadar polis işkencesine maruz kalırken sabah kalkıp derslere gitmemiz........

© sendika.org