İran İslam Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti: Kurumsal-politik benzerlik
Fotoğraf: Şi Cinping ve Ali Hamaney
İran ve Çin her şeyden önce bir ideolojiyi temsil eden iki ülkedir. Dünyada “bir ideolojiyi temsil eden” kaç ülke kaldı?
Her iki ülkenin tarihlerinden devraldığı jeopolitik miras, dış müdahalelere karşı gelişmiş bir farkında oluş, tehlikeyi önceden sezme ve sürekli en kötüye hazırlıklı olma yeteneğini geliştirmiştir. Bu da Çinli ve İranlı yöneticilerin düşünsel dünyasında bağımsızlık ve tek başına var olabilme gücünü merkeze yerleştirmiştir.
Velayeti Fakih ve Şii-Fars kimliği nasıl ki bir İran paradigması ise; Konfüçyanizm ve Çin özellikli sosyalizm de bir Çin paradigmasıdır. Her iki ülke bu şekilde “çifte kimlik” taşır. Bu çifte kimliğin çözülmesi her iki rejimin çökmesi anlamına gelir.
Her iki devlet de iki katmanlı siyasi sisteme sahiptir. İran’da cumhuriyetçi erkler (cumhurbaşkanlığı ve meclis) dini erklerin (Lider, Uzmanlar Meclisi, Anayasayı Koruma Kurulu ve Yargı Erki) vesayeti altındadır. Çin’de de Çin Halkının Siyasi Danışma Konferansı denilen Ulusal Hükümet ÇKP’nin denetimi altındadır. Sonuçta İran ve Çin görünen bir hükümete sahip olmalarına rağmen perde arkasındaki güçler tarafından yönetilen ülkelerdir. Bu iki katmanlılığın batılı, doğulu ya da İslami diğer burjuva devletlerden farkı aralarında su geçirmez bir kompartımana sahip olmasıdır.
Humeyni nasıl ki klasik fıkıh anlayışını çağdaş dünyaya uyarladıysa, Deng Şiaoping de doğru ya da yanlış “piyasa sosyalizmi” vasıtasıyla dünyanın çok gerisinde kalan Çin Halk Cumhuriyeti’ni olağan burjuva cumhuriyetlerin gelişmişlik mertebesine çıkarmıştır.
Amerikalı siyaset bilimci Lucian Pye’nin Çin’in tarihten gelen karakterini güncelde de sürdürdüğüne dair meşhur analizi birçok yazar tarafından paylaşılmıştır: “Çin bu modern çağda, hâlâ bir ulus devletmiş gibi davranan bir uygarlık olmayı sürdürmektedir.” İran savaşı bir ayı doldurduğunda Devrim Muhafızları Ordusu sözcüsü de benzer bir açıklama yapıyordu: “İran tarihinden aldığı güçle sonuna kadar direnecek, çünkü biz sadece bir ülke değil bir uygarlığız.” Bu açıklama Çin ile İran arasında karşılaştırma yapma ihtiyacını, bunun politik bir zorunluk olduğunu daha da pekiştirmiştir.
Savaş vesilesiyle İran-Çin karşılaştırmasına girmemizin asıl nedeni en başta sorduğumuz soru ile ilgilidir: Ya savaştan sonra? 28 Şubat’tan beri süren savaşta sosyal medyada, ulusal ve uluslararası medyada en çok tartışılan meselelerden biri Çin’in savaşta İran’a verdiği gizli destekler, İran’ın düşmesi durumunda ABD emperyalizminin Çin’e karşı ön alacağı, onu çevrelemede stratejik bir alan kazanacağı vb. konular oldu. İşte bazı gazete başlıkları.
“Çin İran’ın balistik füze üretimine yardım mı ediyor?”
“Çin bu savaşın neresinde?”
“İran savaşı Çin’in küresel çıkarlarını nasıl etkiliyor?”
“İran’daki savaşın görünmeyen kazananı Çin olabilir mi?”
“İran Çin’in navigasyon sistemlerini mi kullanıyor?”
“Çin’den İran’a yapılan hammadde (sodyum perklorat) sevkiyatıyla 800’e yakın yeni füze üretilebilir”
İran savaşında emperyalizme karşı İran halklarının yanında olan enternasyonalist devrimcilerin savaş süreci ve sonrasında oluşacak yeni denklemde ele alacakları konuların başında elbette Çin olacaktır. Bu başlığın önemi sadece Çin, Avrupa, Japonya ve Ortadoğu ülkeleri ile İran arasındaki başta petrol olmak üzere küresel enerji arz sorunu ya da tedarik zincirlerinde oluşacak değişimlerden kaynaklanmıyor. Tek kutupluluk özelliğini yitirmiş, henüz çok kutupluluktan da uzak olan, klasik merkezlerin alabildiğine destabilize olduğu günümüz koşullarında dünya devrimcileri için “yeni düzen adaları” yaratılabilecek fırsatlar doğmuştur. Bu ara dönem dünya komünistleri için yeni antikapitalist, antiemperyalist sol ideolojilerin ve büyük enternasyonalist cephe ve birliklerin doğuşunun maddi temellerini hızla olgunlaştırmaktadır.
Bu minvalde ABD-Çin rekabetinin İran savaşından sonra alacağı biçim gayet önemlidir. Çin’in Venezüella’da yaşadığı hegemonya kaybından sonra İran’da da bir benzerini tolere edip etmeyeceği ciddi bir tartışma konusudur.
Öncelikle Çin, Venezüella ve sonra İran savaşıyla petrol ihtiyacının kısıtlanması karşısında sanıldığı gibi ciddi bir darboğaza girmiş değildir. Çünkü Çin’in hali hazırda 1,2 milyar varil petrol rezervi mevcuttur. Kaldı ki Çin fosil yakıtlara bağımlığını azaltacak yatırımları yapmış, elektrik üretimi ülkenin enerji tüketiminin yüzde 30’unu karşılar hale gelmiş durumda. Güneş ve rüzgâr kaynaklı yenilenebilir enerji üretim kapasitesinin üçte biri Çin’de bulunuyor. Doğalgaz ithalatının yaklaşık yarısı Rusya ve Türkmenistan gibi müttefik ülkelerden, uzun dönemli sözleşmelerle sağlanıyor.
Dediğimiz gibi, İran savaşı, hegemonya savaşları ile “yeni merkezini” arayan dünyada Pandora’nın kutusunu öyle bir açmıştır ki, dünyanın geleceğinde yeni nizamın adayları içinde yer alan Çin’in ele alınması bugün en önemli konular arasına girmiştir. Avrupa liberal kapitalizmi, Amerikan vahşi kapitalizmi, orta ölçekli kapitalist devletlerin artan milli güvenlikçi-devletçi yönelimleri karşısında Rusya, Çin ve İran’ın lider ve devlet merkezli kapalı ideolojileri kısmi bir başarı kazanmış gibi gözükse de bu geçici bir durumdur. Özünde hepsi büyük bir krizin eşiğindedir. Elbette dünyanın geleceği bu ideolojilerin dışında halkların yaratacağı yeni sosyalist ideolojilerle şekillenecektir.
Bu makalede İran ile Çin benzerliklerine değinerek halkların özgürlük ideolojisinin “ne olmayacağına” dair bir başlangıç yapacağız. Çin-İran karşılaştırması güncel politika belirlemede yol açıcıdır. Asıl Çin dosyası ise bunun arkasından gelecek.
Kurumsal-politik benzerlik
ÇKP lideri Şi Cinping, parti, devlet, ordu için ne ifade ediyorsa, hepsinin başındaki tek lider o ise, İran İslam Cumhuriyeti’nde de dini liderin rolü tamı tamına aynıdır. Meclisin, yargı erkinin, Devrim Muhafızları Ordusu’nun, Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) ve 88 kişilik Uzmanlar Meclisi’nin (ÇKP’deki politbüroya denk düşer) başındaki tek liderdir.
Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve İran İslam Cumhuriyeti, dünya siyasetinde ideolojik dayanıklılık örnekleri olarak sıkça karşılaştırılır. Her ne kadar biri sosyalizme diğeri teokratik bir yapıya dayansa da, liderlik kültleri, devlet örgütlenmesi ve varoluşunu borçlu oldukları ideoloji açısından ciddi benzerlikler içermektedirler.
İki devlet arasındaki temel benzerlikleri beş başlık altında toplayabiliriz.
-Devlet aygıtının her ikisinde de “partili devlet” yapısında olması. İran’da “muhafazakârlar” klasik bir partiden ziyade Rehber’e bağlı çeşitli güçlerin koalisyonu biçimindedir. Başta Devrim Muhafızları Ordusu, AKK ve yargı erki olmak üzere devlet kurumlarının tümüne hâkimdir. ÇKP de devletin ta kendisidir. ÇHC Anayasası ÇKP anayasasıdır. İran’da velayeti fakih sistemi, Çin’de Şi Cinping düşüncesi devletin ideolojik omurgasıdır, halkın saygıda kusur etmemesi gereken anayasal kurallar bütünüdür. ÇKP ve İslami hükümette “her şey lider, her şey devlet içindir”. Çin proletaryası ve İran halkı “önce lider, önce devlet” şeklinde ideolojik hegemonya altındadır.
-Şi Cinping ve Hamaney şahsında ömür boyu süren mutlak liderlik, karizmatik otorite.
-İdeolojik ordu yapılanmaları. Çin’de HKO Şi Cinping’e bağlı “parti ordusu”, İran’da Devrim Muhafızları Ordusu Rehber’e bağlı “rejim ordusu” dur. Çin’de tek bir ordu vardır. İran’da DMO düzenli ordunun dışında direkt Rehber’e bağlı olan ikinci ama asıl ordudur. Sonuçta her iki ordu da direkt lidere bağlıdır. Teritoryal savunma ordusu değil, önleyici ideolojik ordulardır.
-Siyasi partiler, seçimler ve meclis kompozisyonunun ÇKP ve dini liderlik tarafından oluşturulması. Çin ve İran, köklü siyasi partilere sahip olmalarına rağmen bu partiler klasik Batı demokrasileri gibi parlamenter bir işleve sahip değildirler. Aynı ideolojiyi paylaşan farklı hizip ve eğilimlerden oluşurlar. Her iki ülkede de siyasi parti nosyonu gerçekten çok özgündür. Bu, ülkelerin tarihsel gelişimi ile ilgilidir. Aşağıda detaylıca açıklanmaktadır.
-Ekonomide: Devlet tekelci kapitalizmi.
Her iki ülkede de devletin üzerinde, ona yön veren ve denetleyen “üst bir yapı” bulunur. Çin Komünist Partisi (ÇKP), devlet aygıtının üstündedir. Halk Kurtuluş Ordusu devlete değil, doğrudan partiye bağlıdır. İran’da da Dini Lider (Rehber) ve ona bağlı Devrim Muhafızları Ordusu anayasal kurumların üzerindedir. Şi Cinping ve Ali Hamaney her iki lider de kendi dönemlerinde gücü merkezileştirmiştir. Şi Cinping, kendinden önceki kolektif liderlik modelini yıkarak kendini ömür boyu tek lider ilan etmiş; Hamaney ise 2026’ya gelindiğinde haleflik sürecini tamamen kendi kontrolüne alarak sistem üzerindeki etkisini mutlaklaştırmıştır. Çin’de “Şi Cinping düşüncesi” anayasaya girmişken, İran’da “Velayet-i Fakih” öğretisi de aynı şekilde İran Anayasası’nın 5. maddesinde yer alan bir hükümdür. (Velayet-i Fakih anlayışı İran anayasasının beşinci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre “ İmam Mehdi’nin kayıp olduğu süre boyunca İran İslam Cumhuriyeti’nde devlet ve halkın idaresi, halkın çoğunluğunun tanıdığı, takdir ettiği; adil, takva sahibi, cesur, tedbirli ve yönetme yeteneklerine sahip, Merci-i taklid olan bir fakihe ait olacaktır.” )
İran’da Anayasayı Koruyucular Konseyi, adayların İslam’a ve rejime sadakatini ölçerek binlerce kişiyi seçim dışı bırakır. Çin’de de adayların ÇKP onayından geçmesi zorunludur.
Altı üyesi İran lideri Ali Hamaney tarafından atanan, din adamları ve hukukçulardan oluşan 12 üyeli AKK’nin seçime gireceklerde aradığı temel nitelik Velayet-i Fakih’e olan bağlılıklarıdır.
Stratejik sektörlerin devlet veya ordu elinde olması bir diğer ortak noktadır. Çin’de devlete ve özel sektöre ait işletmeler içinde ÇKP’nin komiteleri bulunur. İran’da Devrim Muhafızları’na bağlı vakıflar (Bonyad), ekonominin lokomotifidir.
İran’da Devrim Muhafızları Ordusu, (DMO) sadece askeri bir güç değil; ülkenin siyasetini, ekonomisini ve dış politikasını avucunda tutan devasa bir “paralel devlet” yapısıdır. 2026 yılı itibarıyla emperyalist savaşta yaşanan gelişmeler, bu yapının gücünü daha da pekiştirdiğini göstermektedir. Ali Hamaney’in öldürülmesinden sonra oğlu Müçteba’nın seçilmesinde tek belirleyici güç DMO olmuştur. Dış politikada Dışişleri Bakanlığı çoğu zaman semboliktir. Irak, Lübnan ve Yemen’de ve Esad düşmeden önce Suriye’deki vekil milis gruplarla ilişkiler ve nükleer görüşmeler tamamen Devrim Muhafızları’nın elindedir.
İran’da Askeri-Bonyad Kompleksi= Direniş ekonomisi
Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İran ekonomisinin yaklaşık yüzde 40’ını doğrudan veya dolaylı olarak kontrol etmektedir. Bonyadlar bir yandan ülkenin en büyük ticari ve sanayi sektörlerini kontrol ederken diğer yandan düşük gelirli gruplara istihdam sağlayan ve siyasi sadakati pekiştiren yapılar olarak işlev görür.
İran’da muhafazakâr orta sınıfların direniş ekonomisinin karşısında bağımsız, şehirli, eğitimli, modernist ve seküler başka bir orta sınıf daha vardır.
Hatemu’l Enbiya: DMO’nun devasa inşaat ve........
