8 Mayıs 1945: Zafer günü / Sömürge zulmü
Neler çektim baskı yöntemlerinde Zincir vurdular ellerime sömürgeciler Acımasız zindanlarda açlığı tanıdım Ama bir güç kaldı gene içimde, bırakmadı beni Işıyan yeni günle bana umut getiren Halil Cibran
30 Nisan 1945’te, Hitler’in intiharıyla Alman faşizminin yenildiği, dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna gelindiği herkesin malumu idi. Almanya’nın koşulsuz şartsız teslimiyeti demek olan bu malumun ilamı, bir hafta sonra, 7 Mayıs 1945’te, Fransa’nın Reims kentinde, 8 Mayıs saat 23.01’den geçerli olmak üzere Batılı Müttefikler tarafından kayıt altına alınıyordu.
Ancak küçük bir sorun vardı; faşizme karşı kazanılan bu görkemli zaferin ilanı ve Almanya’nın teslimiyetinin ilan edileceği bina, o dönemde Avrupa’da Müttefik Seferi Kuvvetler Komutanı olarak görev yapmakta olan ve bildiriyi Batılı Müttefikler adına imzalayacak olan Amerika Birleşik Devletleri Temsilcisi D. Eisenhower’in Merkez Üssü olarak seçtiği bir bina olduğu için onun ev sahipliğinde yapılacaktı. Ve sırf bu nedenle, Sovyet temsilcisi, hızlı haberleşme olanakları olmadığı için, Kremlin’in cevabını beklemeden ama şerh koyarak imzalamak zorunda kalmıştı anlaşmayı.
Nasıl şerh koymasın ki ? Bütün dünya biliyordu ki savaşın kaderini değiştiren, Stalin önderliğindeki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin gözbebeği Kızıl Ordu idi. Eğer Kızıl Ordu, Stalingrad’da Alman Faşizminin karşısına etten bir duvar örüp durumu tersine çevirmesiydi Avrupa daha çok beklerdi barışın gelmesini.
Alman faşizminin yenilgisini bütün dünyaya ilan eden -çok büyük bedeller karşılığında da olsa- da Kızıl Ordu’nun Berlin’de dalgalandırdığı kızıl bayrak değil miydi? O zaman, faşizmin kayıtsız şartsız tesliminin de Berlin’deki Sovyet Komutanlığı Merkezinde, kızıl bayrağın gölgesinde, adını tarihe “Hitler’i Yenen Kızıl Ordu Komutanı” olarak yazdıran Joukof’un öncülüğünde yapılması gerekmez miydi?
Gereği de yapıldı tabii ki. Emir telakki edilen bu istekle, ertesi gün Berlin’in Karlshorts banliyösünde, sonradan Alman Rus Müzesine dönüştürülecek olan bir villada, Rusların ev sahipliğinde, İngiltere, Fransa Amerikan temsilcilerinin hazır bulunduğu yeni bir anlaşma töreni düzenleniverdi.
Bu törenin açış konuşmasını yapan Joukov’un söylevi bittikten sonra, Alman Temsilci salona alınarak Avrupa saatiyle aksam 23.01’den itibaren geçerli olacak olan anlaşmayı imzalarlar. Bu anlaşmada Rusya ile Avrupa arasındaki saat farkı nedeniyle anlaşmanın Moskova’da yürürlük tarihi 9 Mayıs 01.01 olarak geçer kayıtlara. O nedenle o gün bu gündür Alman Faşizmin yenilgisi Avrupa’da 8 Mayıs olarak kutlanırken Moskova’da 9 Mayıs olarak kutlanmaktadır.
Almanya’nın kapitülasyonu diye verir kimi Fransız gazeteleri bu olayı, diz çöken Almanya diye verir diğerleri.
Ödenen onca bedelle kazanılan zaferden sonra, zaptetmek mümkün müdür geniş yığınlardaki o coşkuyu, o sevinci?
Fransa’nın her köşesinde cıvıl cıvıl bir bayram sevinci, şenlik gösteri. Marşlar söylenir bir yanda içli halk şarkıları diğer yanda.
Herkes sokaklardadır artık; ellerinde Fransız, İngiliz ve Amerikan bayraklarıyla.
Genç kadınlar bayramlık kıyafetlerini giymiş, ellerinde çiçeklerle beklemekteler kurtarıcılarını.
Hele de General De Gaulle’ün Meçhul Asker anıtına çelenk koyacağı haberi yayıldıktan sonra.
O ne coşku, o ne sevinç gösterileri, insanlık yeni bir biçimde yeniden doğuyor sanki o Champs Elysee caddesinde; İşte surada Halk Cephesi’nin isimsiz kahramanları, yaralı vücutları, acılı yüzleriyle ağır ağır yürüyorlar acı ormanından çıkıp da hiç ummadıkları bir anda mutluluk ağacını bulmuş gibi. Atılan çiçeklere bakıyorlar üzerlerine, yapılan sevgi gösterilerine; yitirdiklerini, kaybettiklerini düşünüp , ağlasınlar mı gülsünler bilemiyorlar. Birlikte saracağız diyor onları bekleyenler, hep birlikte saracağız yaralarımızı merak etmeyin. Şu faşizm belasından kurtulduk ya, görün bakın bundan sonra nasıl varacağız özgürlüğün tadına hep birlikte.
Ya bu Fransız Ordusu adı altında cephenin en ön saflarına sürülen sömürge askerleri? Hiç sorgusuz sualsiz, tek bir emirle Fransa’nın işgalden kurtuluşu için toprağa düşen bu isimlerini bile telaffuz etmekte zorlandığımız kahramanlar? İsimlerini bırak, ülkelerini bile ellerinden alıp, kendilerine köle muamelesi yaptığımız, dilleri farklı dinleri farklı kimisi kara derili kimisi kara yağız o güzel insanlar?
Onlar da kutlamak istiyorlardı bayram havası içinde Alman Faşizminin yenilgisi demek olan Zafer Günü’nü. Onlar da akın akın sokaklara koşuyorlardı yaratılan bu özgürlük havasını doya doya içlerine çekebilmek için. Üstelik de, Fransızlar gibi sadece savaşın son bulup barışın sağlanması değildi onlar için kutlamaların nedeni. Onlardan farklı........
