Çok sosyal olmak da bir yük olabilir
Sınıfa girdiğinde herkesle konuşuyor. Birkaç dakika içinde arkadaş ediniyor. Oyunlarda
grubun ortasında, etkinliklerde en önde, yeni bir ortama girdiğinde hiç zorlanmıyor.
Öğretmeni bir soru sorduğunda parmak hemen havaya kalkıyor.
Bir başka çocuk düşünün…
Kalabalığın içinde biraz daha sessiz. Yeni bir ortama girdiğinde önce izliyor. Hemen
arkadaşlık kurmak yerine karşısındaki kişiyi tanımayı bekliyor. Tek başına vakit geçirmekten
rahatsız olmuyor. Bir şey söylemeden önce düşünüyor.
Aslında cevap düşündüğümüz kadar kolay değil.
Çünkü çocukları “sosyal” ve “asosyal” diye iki kutuya ayırmak, onların karakterini anlamaktan
çok onları etiketlememize yarıyor. Üstelik burada önemli bir ayrım var: İçe dönük olmak,
asosyal olmak demek değil. Bir çocuk yalnız kalmayı seviyor diye insanlardan hoşlanmıyor
değildir. Aynı şekilde çok sosyal olmak da her zaman sağlıklı sosyal beceriler anlamına
Belki de asıl bakmamız gereken şey şu:
Bir çocuğun sosyal olması değil, sosyal davranışlarının onun hayatını nasıl etkilediği.
Çünkü fazlası, birçok güzel özelliği başka bir şeye dönüştürebilir.
İletişim kurmayı daha kolay öğrenebilir. Yeni insanlarla tanışmaktan çekinmeyebilir. Grup
çalışmalarında kendisini rahat ifade edebilir. Yardım istemekten, fikir paylaşmaktan ve
arkadaşlık kurmaktan daha az zorlanabilir. Akran ilişkileri, çocukların sosyal ve duygusal
gelişiminde önemli bir alan oluşturur; olumlu arkadaşlık deneyimleri yalnızlık ve duygusal
uyum açısından da koruyucu olabilir.
Ama bu çocuk sürekli kalabalığa ihtiyaç duyuyorsa?
İşte o zaman başka bir tablo ortaya çıkabilir.
Tek başına kalamamak, sürekli birilerinin ilgisini istemek, grubun düşüncesine kendi
düşüncesinden daha fazla önem vermek,
“hayır” diyememek, dışlanmamak için istemediği
davranışlara........
