Yalnızlığın Yeşil Düğmesi
Modern çağın en büyük paradokslarından biri şu: İnsanlık tarihinin en kalabalık döneminde yaşıyoruz ama hiç bu kadar yalnız olmamıştık. Çin’de App Store’un ücretli uygulamalar listesinde zirveye çıkan “Are You Dead?” bunun dijital bir kanıtı gibi.
Her gün sadece bir yeşil düğmeye dokunuyorsunuz: “Hayattayım.”
Dokunmazsanız? Sistem birine haber veriyor. Bu kadar.
Bir zamanlar kapı zilleri vardı. Komşular vardı. Annenin “Kızım iyi misin?” diye sebepsiz aradığı akşamlar vardı. Şimdi ise hayatta olduğumuzu bir uygulamaya ispat ediyoruz.
Çin’de yalnız yaşayanların sayısındaki keskin artışın bu uygulamayı zirveye taşıması tesadüf değil. Çünkü yalnız yaşamak, çağımızın en sofistike özgürlük biçimi. Kimseye hesap vermeden uyanmak, evin içinde istediğin gibi dolaşmak, gece üçte kahvaltı yapmak, hayatını kendi ritmine göre kurmak…
Yalnızlık artık bir tercih. Hatta bir statü. Kendi hayatının CEO’su olmak gibi. Ama işte o yeşil düğme başka bir şey söylüyor. Bağımsızlık hissinin en yoğun olduğu yerde bile görünmeyen bir ihtiyaç var: Birinin bizi merak etmesi.
Bu uygulama aslında ölüm korkusundan çok unutulma korkusunu satıyor. Çünkü mesele “ölü olup olmamak” değil. Mesele, iki gün ortadan kaybolduğunda bunu fark edecek birinin olup olmaması. Eskiden bu bir insanın doğal refleksiydi. Şimdi bir algoritmanın görevi. Teknoloji burada hayat kurtaran bir araç mı, yoksa sosyal bağların yerine geçen bir protez mi, emin olmak zor.
Yalnız yaşamanın romantize edilen tarafı çok güçlü: Kendi alanın, kendi sessizliğin, kendi düzenin. İnsan bireyselliğini dibine kadar hissediyor. Ama o sessizliğin içinde yankılanan bir gerçek var: Bağımsızlık arttıkça görünmezliğimiz de artıyor. Ve belki de bu yüzden her sabah o yeşil düğmeye basıyoruz. Birine değil, sisteme şunu söylemek için: “Buradayım.”
Bu hikâye bize uzak değil. Türkiye’de hâlâ “komşu komşunun külüne muhtaçtır” diyoruz ama artık çoğumuz yan........
