Aidiyet
Bir insan, bir aileye ait olabilir, ortak bir geçmişe, planlanmış bir geleceğe… Ondan asla vazgeçmez.
Bir şehre ait olabilir, dünyanın en güzel şehirlerine de gitse dönüp dolaşıp geleceği yer, kendi şehridir.
Bir millete ait olabilir, onun kalıcı varlığı için ömür boyu savaşabilir.
Bir dine ait olabilir. Mensup olduğu dinin gereklerini tam anlamıyla yerine getirse de getiremese de, bildikleri ve biriktirdikleri; onu inandığı yerde tutar.
Bir mesleğe ait olabilir. Dünyanın bütün mesleklerine hakkıyla sahip olabilecekken bir tanesinden başkasına yan gözle bile bakmayı, aklının ucundan geçirmez.
Birine ait olabilir gönülden… Ne olursa olsun, karşısına nasıl bir engel çıkarsa çıksın; ona karşı olan hisleri hiçbir zaman değişmez. Bir arada olsalar da olmasalar da bu, böyledir.
Nasıl olur da insan; bir aileye, bir şehre, bir millete, bir dine, bir mesleğe ya da birine ait olur, demeyin. Olur çünkü bütün bu aidiyetleri kendi seçer, kendi ister; kendini oralarda gördüğünde ve hissettiğinde hayat anlamlı olur onun için…
Aidiyette kabul etme ve kabul edilmiş olma, iç içedir. Karşılıklı bir sevgi, ilgi ve düzen söz konusudur. Bunu, ısmarlayamazsınız, rica........
