menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessiz Devrim ve Gürültülü Tutku: Monik´den Semiha´ya Bir Kadın Kaç Defa Doğar?

20 0
28.01.2026

İstanbul’un gri bir sisle örtüldüğü bu sabah elimde kahvemle önceki akşam Moda Sahne’de izlediğim Édouard Louis’nin ‘Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’ isimli oyunda Onur Ünsal’ın etkileyici performansını düşünüyordum. Fransa’da işçi sınıfına mensup bir evde homoseksüel bir çocuk olarak büyüyen Edouard Louis (Eddi), bu oyunda annesine odaklanır ve onun kendisi doğmadan önce geleceğe dair hayalleri olan mutlu bir genç kızdan kocalarının baskın etkisiyle ev içi kölesi yapılmasını kimseyi kayırmadan sakince anlatır. Bu, bir kadının ‘değişmek’ ile olan ilişkisidir. Eddi köleden kadına dönüşen annesini usul adımlarla takip eder ve ortaya bir özgürleşme anlatısı koyar. Şöyle bitirir anlatısını: “Bu hikayenin, onun hikayesinin, bir şekilde, sığınabileceği o ev olmasını dilerim.”

Onur Ünsal oyuna bir dizi tozlu bohçanın ve eski çarşafın altından çıkan sefil bir zamanı yüzümüze vurarak başlıyordu. O çarşaflar kalktıkça, sadece mutfağın veya kırık oyuncakların değil, bir kadının —Monique Bellegueulle’ün / Türkçe karşılığı ile Monik Güzelağız’ın — ve oğlu Eddi’nin üzerine örtülmüş o ağır, sessiz mutsuzluğun kokusu tiyatroya yayılıyordu.

İki Kadın, İki Kader: Güzelağız ve Erkadın

Bir taraftan bu duyguyla ne yapacağımı düşünürken, kendimi İstanbul Modern’deki Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası sergisinde buldum. Sergide ilk dikkatimi çeken bir filmden bir video sahnesiydi. Metnini Nazım Hikmet’in yazdığı bu filmde Berksoy Erkadın isimli bir kahramanı canlandırıyordu: Hiçbir kalıba sığmayan, gücünü kendi özünden alan bir tanım.

Monik Güzelağız ve Semiha Erkadın... Biri Fransa’nın unutulmuş bir kasabasında, maço bir kocanın ve yoksulluğun ve taşıdığı soyadına rağmen makyaj yapmasına, bir ruj sürmesine bile izin vermeyen bir kocanın hapishanesinde kendi şarkılarını mutfakta kendi kendine söyleyen bir gölge. Diğeri ise babasına yazdığı mektupta “Benim ruhumu sürükleyen, bende alev haline geçen sanat aşkıdır” diyen........

© Şalom