menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Giderek renksizleşiyor muyuz?

9 0
19.03.2025

Cemrelerin düştüğü, havanın -anons edilen son soğuklara rağmen- bahara döndüğü şu günlerde şehrin keşmekeşinden biraz uzaklaşıp, parklara, bahçelere, çayırlara doğru uzandıkça doğanın renklenişini keyifle izliyor insan. Önce nergisler düşüyor sokak çiçekçilerimize, derken mis gibi mimoza kokusu ‘sarı’yor etrafımızı. Şanslıysanız evinizin yamacında varsa bir mimoza ağacı o sapsarı kokusuyla sızıyor açık pencerelerinizden içeri. Birkaç güne kalmıyor manolyaların çiçekleri arz-ı endam ediyor haşmetle… Çayırlar beyaz, sarı, papatyalarla doluyor. Yakında bir zaman salkımlar sayesinde iyice mora dönecek şehir. Derken can kırmızısı gelincikler basacak etrafı. Doğa, kışın tekdüze nispeten renksiz halini cıvıl cıvıl bir dansa bırakacak…

Peki, ama doğa bu kadar renkli iken, doğa her mevsim böylesi cıvıl cıvıl renklenirken bizler renklerimizi kayıp mı ediyoruz? Peru’da değil belki, kendi kara, giysileri rengârenk, gözleri güneş ışığı karası Afrika’da da değil belki ama batıda ‘medeni’ dediğimiz dünyada renklerimizi kaybediyor muyuz?

Şehirlerin keşmekeşi, hayatın karmaşıklığı, ekonomik ve politik şartlar ama bir de teknolojinin fiziksel hayatın önüne geçmesiyle… Önce Zen, derken teknolojik üretimlerin etkisiyle çevremiz, binalarımız, sokaklarımız, arabalarımız, yaşam alanlarımız, giderek giysilerimiz........

© Şalom